SBA Edebiyat 2010

Aralık 24, 2009

Anlatım Bozukluğu Örnek Cümleler

Filed under: Uncategorized — Samurka @ 3:43 pm


1.SÖZCÜKLERİN YANLIŞ ANLAMDA KULLANILMASI
• Arkadaşları sayesinde öğretmenden azar işitti.
• Bu apartmanlar birbirine yaklaşık yapılmış.
• Yoksulluğun etken olduğu toplumlarda suç oranı yüksektir.
• Müdürün konuşması öğretmen üzerinde tepki yarattı.
• Yaşlı kadının elinden çantasını çaldılar.
• Bu hastalığa yakalanma şansı çok yüksektir.
• Cumhuriyet, 29 Ekim 1923 yılında ilan edildi.
• Türkiye, sanat dallarında azımsanacak bir ülke değildir.
• Bu yıl, geçen yıldan daha çok kitap yayınlandı.
• Bu durum Türkiye’ye özeldir.
• Ağaç Bayramı’nda yüzlerce çam fidesi ektiler.
• Ölümünün beşinci yılında sanatçıyı kutluyoruz.
• Tarihte görünmeyen olaylara tanık olduk.
• Bugüne kadar önüne çıkan olasılıkları değerlendiremedi.
2.TAMLAMA YANLIŞLARI
• Parasının hesabını bilmeyen zenginler ve fakirler aynı kefede tartılıyor.
• Üniversite sınavına giren öğrenciler ve veliler ter döktü.
• Öğrenciyi, düşünmeye ve yaratıcı olmaya yönelten ve herhangi bir konu üzerinde eleştiri yapmasını sağlayan bir anlayış, eğitim sistemimize henüz yerleşmedi.
• Selçuk Bey, derneğimizin üye ve ikinci başkanıdır.
• Birçok kaynaklarda bu konuya geniş yer verilmiştir.
• Kalbindeki her çarpıntıları kalp hastalığına yorma

• Seçim döneminde her çeşit siyasal etkinliklerin yasaklanmasına seçim yasağı denir.
• Artık hastamızın sağlık durumu tamamen iyileşti.
• Ucu yırtık yabancı paraların Merkez Bankası dahil hiçbir yerde işlem görmüyor.
• Dünyada tamamı mermerden yapılmış ilk anıtsal tapınak Ege’nin Efes kentinde olduğu biliniyor.
• Bu girişim sağlığa verdiğimiz önem ve kararlılığın bir göstergesidir.
• Bu derste belgisiz ve soru zamirlerini işledik.
• Muğla yöresindeki çıkan yangınlardan geriye, çırılçıplak ve simsiyah dağlar, tepeler kaldı.
• Siyasi, askeri ve ekonomi alanlarında görüştüler.
• Ürünümüz gerek çalışan gerekse ev kadınlarının ihtiyacına cevap verebilecek niteliktedir.
• Edebiyat Tarihi’ni çok az veya hiç bilmeyen eleştirmen yanlış hükümler verir.
3. YÜKLEM YANLIŞLARI
• Çocuklar bundan en az zarar ya da hiç zarar görmeden kurtarılmalıdır.
• Hükümet tabibine muayene edilerek sağlık raporu alacaksınız.
• Yapılanları doğru bulmadığıma inanıyorum.
• İnsan yaşamın sorunları karşısında sabırlı ve yılgın olmamalı.
• Bu haberin ne kadar doğru olup olmadığını öğreneceğiz.
• Mevlana, Türkler olduğu kadar yabancılar tarafından da tanınan bir düşünürdür.
• Dürüst biri olduğundan dün de bugün de kuşkuya düşmüyorum.
• Evde yemeği annem, sofrayı ben hazırlarım.
4.GEREKSİZ KULLANILAN SÖZCÜKLER
• Bu gençler, ölmek üzere olan, can çekişen bir sanat dalını canlandırmak için yetiştiriliyorlar.
• Deprem kuşağında olmasına rağmen sağlam yapılmayan binalar bu yüzden dolayı depremde çabucak yıkılıyor.
• Bence edebiyat eleştirisinin, edebiyat incelemesiyle iç içe, bir arada düşünülmesi gerekir.
• Devlet memurlarının kıdem durumları ve terfileri düzelecek.
• Gizli sırlarımı sana söyleyeceğim.
• İşte bu yüzden dolayı sizleri buraya toplamış bulunuyoruz.
• İstanbul’a deniz yoluyla geri dönecekler.
• Bu soru ben ve benim gibi sınava girmiş olan bir çok kişinin kafasını karıştırdı.
• Gitar çalmaya lise yılları zamanında başladım.
• Onunla ilk kez bir arkadaş toplantısında tanıştık.
5. MANTIKSAL ÇELİŞKİLER
• Eminim ki adam güç durumda olmasaydı belki de o parayı almazdı.
• Kuşkusuz ülkemizde dürüst insanlar olmalıdır.
• Eminim bu çalışma öğrencilere faydalı olsa gerek.
• Ayşegül, şu anda yemek pişiriyordur.
• Bu işyerinde aşağı yukarı üç yıldan beri çalışıyorum.
• Elbette onunla birlikte gitmiş olabilirler.
• Bu sınavda tabii ki tüm soruları çözeceğimi tahmin ediyorum.
• Pırıl pırıl mehtaplı bir gecede çiseleyen yağmur onları etkilemiyordu.
• Daha Paris’te öğrenciyken şiirde bir yere varabilmenin ancak konuşma dilinden şiiri arındırmakla gerçekleşeceğini söyler.
6. SÖZCÜKLERE İLİŞKİN YAPISAL VE GÖREVSEL YANLIŞLIKLAR• Törende ikisi öğretmen yirmi beş öğrenci görev aldı.
• Yurtdışındaki bir okuldan mezun olma durumu olduğundan bu sınava katılamaz.
• Buna karşılık Klasik Edebiyat’ın dili ise oldukça ağırdır.
• Havası güzel ama suyu çok temizdir.
• Yanlış bir şey yapsam da kızmaz; ama inanılmayacak kadar anlayışlıdır.
• Bu kameralar, rahatça kullanılabildiği ve taşınmasının kolay olması nedeniyle tercih ediliyor.
7. ÖZNE, NESNE, TÜMLEÇ VE YÜKLEMLE İLGİLİ YANLIŞLIKLAR
• Türkiye’nin birkaç bölgesi hariç henüz kar yüzü görmedi.
• Fabrikanın inşaatı bitecek ve üretime geçecektir.
• Üniversitelerimizin durumu düzelmedikçe toplum kalkınmasında etkili olamazlar.
• Ali, arkadaşı Mustafa’yı hem çok seviyor, hem de kimi davranışlarından dolayı kızıyordu.
• Öğrencileri koruyor, her durumda şefkat gösteriyordu.
• Tartışmayı kazandığına sevindim.
• Yardımcısı ilgiyle dinliyor ve yazıyordu.
• Gezmeyi çok severim ve her tatilde mutlaka giderim.
• Babam eve geleli kitap okuyor.
• Aldığı şehirlere Türkleri yerleştirmek suretiyle Türkleştirdi.
• Ağacın yaprakları kurumuş ve meyve vermez olmuştu.
• Konuşulanları öğrenmeli ve önlemeliydim.
• O akşam ben kendi odama, Fatma da kendi odasına çekilmişti.
• Ahlak sadece kötülüklerden uzak kalmayı değil, aynı zamanda mücadele etmeyi gerektirir.
• Karşı tarafın seni, senin de karşı tarafı çok iyi tanıman lazım.
• Onun ardından ağıt yakan gençlere bakıyorum, hepsi onun ölümüne yanıyor, ıstırap duyuyordu.
• İstersen dünyayı çağır imdada / Yeryüzünde bir sen bir de ben varım.
8. DEYİM VE ATASÖZÜ YANLIŞLARI
• Ağzına bir kaşık bal çaldılar.
• Eski dostluğumuz kalmadı, arayı ısıttık.
• Denize düşen yılandan medet umar.
• Duman olmayan yerden ateş çıkmaz.
9. YANLIŞ YERDE KULLANILAN SÖZCÜKLER
• İzinsiz inşaata girilmez.
• Bu karar 303 karşı 75 oyla alındı.
• Cesetler çok denizde kaldıkları için tanınamadı.
• Beyin zarı iltihabı ölüme, hatta sara nöbetine yol açabilir.
• 300 bin lira ile kaybolan THY Kopenhag bürosunun muhasebecisi aranıyor.
• Eski Ankara Valisi, İzmir’e atanıyor.
10. NOKTALAMA YANLIŞLARI
• Kız babasının zoruyla yaptı bu evliliği.
• Küçük evin bahçesinde ne de güzel oynuyordu.
• Adı geçen araştırmada büyük Türk yazarı Tolstoy’un “Hacı Murat” isimli romanının üzerinde durmuştu.

Reklamlar

Aralık 20, 2009

Mehmet Doğar’ın Hicran Yarası 2 adlı romanı çıktı

Filed under: Uncategorized — Samurka @ 2:05 pm


Hicran Yarası II (Roman)

Mehmet Doğar’ın “Hicran Yarası I” ile başlayan roman serisi bu eserle yeni bir mehale kazanırken aslında hayat yolculuğunun acı tatlı anılarının da paylaşımı devam ediyor. Yalnızlık ve talihsizlikler içinde geçen bir hayatın içine serpiştirilmiş sosyal konular da ardı ardına geliyor: Köyden kente göç, kent hayatına uyum, kent hayatındaki önyargılar, siyasallaşan bir gençlik sosyal konular karşımıza çıkıyor. Yazar, kendi hayatını bizimle paylaşırken bir taraftan da bir devre ışıl tutuyor.

Nehir romanlar diyebileceğimiz bu tip seri romanların takibinde çekilen sıkıntıların, acıların zamanla nasıl başarı öykülerine dönüştüğünü de göreceksiniz. Çünkü, eskilerin deyimi ile hayata tutunmak gerekir. Hayat varsa ümit de vardır.

Her hayat öyküsünde olduğu gibi burada da insanlara seslenen değişik yönler vardır ve okuyucu her eserden ne alacağına kendisi karar vermektedir. Bu eseri okuyun, çünkü artık bu hayat öyküsü yazarlarından çıkmıştır ve size aittir.

Bu eserin insan hayatındaki dönüşümü göstermesi bakımından sinema ve dizi yapımcılarının da dikkatini çekeceğini umuyorum. Bu haliyle iyi bir sernaryo ile karşı karşıyayız diyebilirim.

S. Burahanettin AKBAŞ
Yazar / TV Programcısı

Yıldızlar Yayıncılık / ANKARA

Aralık 18, 2009

S.Burhanettin AKBAŞ’ın Hey Andon isimli romanı çıktı

Filed under: Uncategorized — Samurka @ 11:50 pm


S.Burhanettin Akbaş’ın 14. Kitabı tarihi bir roman oldu. Ankara’da Yıldızlar Yayıncılık tarafından yayınlanan kitabın konusu da oldukça ilginç…
Roman, 1892-1893 Ermeni Olaylarını Osmanlı Arşiv Belgelerini esas alarak senaryolaştırmakta ve Kayseri, Merzifon, Amasya, Çorum, Yozgat ve Ankara’da geçmektedir.
Romanın baş kahramanı Reşit Bey, Sultan Abdülhamid Han’ın emriyle Anadolu’ya intikal eden Türk Polis Teşkilatından bir kişidir. İşi istihbarat üzerinedir ve Türk Polisi ilk defa istihbarat çalışmalarına önem vermekte ve Ermeni komitacıların takibini yapmaktadır.
Roman, Reşit Bey’in Kayseri’ye gelişi ile başlar. Reşit Bey, Kayseri’de devlet erkanı, polis teşkilatı mensupları ve halktan kişilerle görüşmeler yapar. Amaç Taşnak ve Hınçak örgütlerinin yasa dışı faaliyetleri hakkında belge ve bilgi toplamaktır. Çünkü, örgütün önemli kişilerinden biri olan Taşnak örgütü ileri gelenlerinden Andon Rüştuni’nin Kayseri’ye geldiğini öğrenmiş ve onun faaliyetlerinin takibini önceden Kayseri Polisine yaptırmıştır.
Andon’un faaliyetleri uzak takibe alınır ve içeriden bilgi veren kişilerle sıkı temaslar yürütülür.
Bu arada Merzifon Amerikan Kolejinde Faaliyetler yürüten Kayayan ve Tomayan hakkında da ciddi bilgilere ulaşılır. Son derece az bir personele sahip Türk Polisinin üstün gayretleri ile ve devletin telgraf hatlarına verdiği önemin de etkisiyle İstanbul, Ankara, Yozgat, Kayseri ve Merzifon’la ciddi bir irtibat sağlanır.
Türk Polisi, yılbaşından sonra ciddi bir eylemin peşinde olan örgütün yafta adı verilen bildirileri asacağını öğrenir ama olaya mani olmazlar. Türkiye’nin birçok yerinde aynı anda başlatılan bu eylem Andon’un, Kayayan ve Tomayan’ın Amerikan Okullarında bastırdıkları bildirilerin asılması eylemidir ama bu arada birçok da faili meçhul cinayet işlenmektedir ve devlet yanlısı ve huzur ve barıştan yana olan Ermeniler, örgüt tarafından öldürülmüştür.
Hasta adam gözüyle bakılan Osmanlı, bu olayları kendinden beklemeyecek bir şekilde takip etmiştir ve yafta olayından sonra bir iki gün içinde bütün elebaşlarını ve eylemcileri yakalamayı başarır. Lakin Osmanlı’nın zor günlerinde İstanbul, çok ağır baskılar altındadır. Türk Polisinin yakaladığı birçok komitacı, hafif suçlu sınıfına ayrılıp salıverilir.
Ankara’da kurulan mahkemede ele başlar çok ağır cezalar almasına rağmen bu cezalar Osmanlı Meclisinde yarı yarıya düşürülür ve sonra da Osmanlı Sultanı tarafından en hafif şekle getirilir.
Romanın bölümleri:
1. Reşit Bey’in Kayseri’ye gelişi
2. Reşit Bey’in Kayseri’deki görüşmeleri
3. Valilikteki toplantı ve bir sürpriz
4. Reşit Bey Merzifon’a gidiyor, Kayseri’de ise sular durulmuyor
5. Reşit Bey’in Merzifon’daki çalışmaları
6. REŞİT BEY’İ YOZGAT’TA ZOR GÜNLER BEKLİYOR
7. REŞİT BEY’İN YENİDEN KAYSERİ’YE İNTİKALİ
8. YILBAŞI YORTUSU VE YAFTALARIN ASILMASI
9. ANKARA’DA MAHKEME KURULUYOR

Aralık 16, 2009

Roman türü

Filed under: Uncategorized — Samurka @ 9:30 pm

Roman hakkında öz ilgiler:
1. Romanın hikayeden farkı, daha uzun ve daha ayrıntılı oluşudur.
2. Batıdan ilk roman çevirisi Yusuf Kamil Paşa’nın Fenelon’dan çevirdiği Telemak isimli eserdir.
3. İlk romanımız Şemseddin Sami’nin Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat isimli eseridir.
4. Eski edebiyatımızda romanı, mesneviler, halk hikayeleri ve destanlar karşılar.
5. Belli başlı roman türleri: Romantik roman, realist roman, naturalist roman, belgesel roman, psikolojik roman, töre romanı, egzotik roman, tarihi roman, macera romanı, sosyal roman…

Roman hakkında geniş bilgi:

Roman olmuş veya olması muhtemel olayların anlatıldığı uzun yazılardır. İlk örneklerini 15.y.y. da Fransız yazar Rabelais vermiştir. Ancak asıl niteliklerini Romantizm ve Realizm akımları döneminde kazanmıştır. Roman belli bir olay etrafında gelişir ve olaylar ayrıntılarıyla anlatılır. Çoğu zaman şahıs kadrosu geniştir. Kişiler ayrıntılı olarak tanıtılır. Çevrenin tanıtımına özen gösterilir.

Temsil ettiği akıma göre romantik roman, natüralist roman, realist roman; konusuna göre aşk romanı, toplumsal roman, polisiye roman, macera romanı gibi isimler alır.

Türk edebiyatında Tanzimat’tan sonra görülür. İlk örneği Şemseddin Sami’nin Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat adlı romanıdır. Batı romanı ölçüsünde en başarılı romanı Halit Ziya Uşaklıgil yazmıştır. Namık Kemal, Mehmet Rauf, Reşat Nuri, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Peyami Safa diğer ünlü romancılarımızdır.

Roman edebiyatta yaygın bir türdür. Olmuş veya olması ihtimal dahilinde bulunan olayları, yer zaman ve kişileriyle beraber ayrıntılı bir şekilde anlatmaktır. Uzun tarihi seyri içinde romanın geniş bir okuyucu kitlesi vardır.

Romanlar, edebiyatın en eski mahsulleri olan destan, masal, efsane gibi anlatmaya dayanan türlerin yüzyıllardan beri devam edegelen tekamülü neticesinde meydana gelmiş bir edebiyat türüdür.

Bir edebi tür olarak Orta Çağ’ın sonlarına doğru gelişmeye başlamıştır. Uzun bir geçmişe sahip bulunan romanı daha iyi kavramak bakımından tarihçesine bir göz atmakta fayda vardır:

Roman, kelime olarak Latince’den türemiştir. Roman dili, romanca, ifadelerinden gelmektedir. Bir süre Roma’da konuşulan roman dili ile, nazım ya da nesir olarak gerçek veya uydurma bir olayı anlatan eserlere roman denilmiştir.

13. yüzyıldan sonra ise yalnız nesirle kaleme alınmış, insanların tutkularını, törelerini ve yaşadığı maceraları ilgi çekici bir şekilde anlatan eserlerin adı olarak kullanılmaya başlanılmıştır. Fakat tarihi seyri içinde başlı başına edebi bir tür olarak ilk defa Fransa’da başlayan roman sanatı, birkaç yüzyıl içinde binlerce örnek vererek, büyük bir gelişme göstermiş ve edebiyat türleri içinde en önemli yeri almıştır.

Çağların değişik sosyal şartlarına göre, roman anlayışı da sürekli değişiklilere uğramıştır. Bu bakımdan değişik tarifleri vardır. Ancak bütün izah şekillerinde ortak olan temel noktalar vardır. Bu ortak özelliklere göre roman, insanların baslarından geçen ve geçebileceği kanaatini uyandıran olayları yer ve zaman belirterek anlatan uzun yazılardır. Yaşanmış veya tasarlanmış, birbirine bağlı birçok olayı bir temel düşünce çerçevesinde toplayarak anlatan bir edebi eserdir. Olması mümkün olanı olmuş gösterme sanatıdır. Bu bakımdan roman insanı ilgilendiren her konuyu işleyebilir, anlatabilir; sınırsız bir hürriyete sahiptir.

Romana ve romancıya dışına çıkamayacağı bir takım sınırlar çizmeye kalkışmak hayatın kendisini kısıtlamaya, şartlar altında hapsetmeye kalkışmak gibi boş ve anlamsız bir davranış olur. Çünkü roman tam anlamıyla hayatın ifadesi olabildiği ölçüde, mükemmelliğe sahip olacaktır.

Başarılı bir romanda belli başlı dört unsur vardır:

1 — Olay,
2 — Kişiler,

3 — Çevre,

4 — Anlatım

Romanlar bu olay, kişi, çevre ve anlatım unsurlarına göre çeşitli şekillerde adlandırılırlar. Bu genel sınıflandırma romanları birbirinden kestirme yoldan ayırt etmeye yaramaktadır. Bu tasnif çerçevesi içinde romanları şu isimler altında gruplandırmak mümkündür.

1 — Aksiyon Romanları: Olay unsurunun ön plana çıkarılmasına dayanan romanlardır. İki çeşidi vardır.

a) Polis romanı

b) Macera romanı

2 — Psikolojik Romanlar: Kişi unsurunun ön plana çıkarılmasına dayanır. Dış dünyadan çok, kişi ve iç dünyası esas alınır. Dış dünyaya kişinin iç dünyası ile ilgisi oranında yer verilir. Belli başlı çeşitleri şunlardır:

a) Karakter romanı

b) Tutku romanı

c) Şuuraltı romanı

d) Biyografik roman

3 — Sosyal Romanlar: Kişi ve çevre unsurlarını ön plana çıkaran romanlardır. Bu romanlar bir çağı yansıtabilir, bir bölgeyi töreleriyle birlikte ele alabilir. Belli başlı çeşitleri şunlardır:

a) Töre romanı

b) Tarihi roman

4 — Düşünce Romanları: Kişi unsurunu düşünce yapısı ve dünya görüşü bakımından ön plana çıkaran romanlardır. Bu romanlar daha çok bir takım görüşlerin savunulması, tartışılması, ya da çürütülmesi gayesiyle yazılmaktadır. Bu tür romanlara tezli romanlar da denilmektedir.

5 — Fantazi Romanları: Hayal gücüne dayanan romanlardır. 19. yüzyılda ilimlerin gelişmesiyle yaygınlık kazanmıştır.

6 — Egzotik Romanlar: Uzak, yabancı ülkeleri tanıtmak gayesiyle yazılan romanlardır.

Eserin özelliklerine göre yukarıdaki tasnife tabi tutulabilen roman, sanatçının duygu, düşünce, görgü ve bilgisine göre de sınıflandırılabilir. Yazarın sanat felsefesine, kültür yapısına ve dünya görüşüne göre romanlar şu genel isimler altında toplanabilir:

1 — Romantik roman

2 — Realist roman

3 — Natüralist roman

1 — Romantik Roman: His ve hayal unsurlarının ağırlık taşıdığı, belli bir şiirliliğin hakim olduğu romanlardır. Yazar coşkun bir his ve heyecan hali içindedir. Bu romanlarda yazar daha çok kendi şahsi duygularını ve maceralarını anlatır. Olaylar duyguların zengin dünyasında abartılarak daha etkileyici hale sokulur.

Bu romanların belirgin özelliği duygu ve hayalin bütün esere hakim olması, gözlem ve inceleme unsurlarının duygu ve hayal unsurlarının yanında silikleşmiş bulunmasıdır. Bu akıma mensup sanatçılarda gerçeklerden çok, duygular ve hayaller önemlidir.

2 — Realist Roman: Gözlem ve araştırma unsurlarının esas alındığı, his ve hayal unsurlarının ikinci plana itildiği romanlara denir. Realist romanlarda gerçekler, görülenler ve incelemelerin ortaya koyduğu neticeler önemlidir. Sanatçı hiçbir surette kendi duygu, düşünce ve hayallerini eserine karıştırmaz.

Realist romancılar toplumun içinde titiz birer araştırmacı gibi incelemeler yaparlar, olayları ve karakterleri objektif olarak tespit ederler ve değerlendirirler. Gayeleri okuyucuya romantik romanlarda olduğu gibi kendi duygu ve hayallerini aktarmak değil, kendilerinin dışında var olan gerçekleri, canlı tablolar halinde, aslına sadık kalarak dile getirmektedir.

3 — Natüralist Roman: Realist romanla büyük benzerlikleri vardır. Ancak natüralist roman realist romana göre ilme ve araştırmaya daha çok önem verir. Natüralistler gerçeğe bağlılıkta ve sosyal meseleleri araştırmada realistlerden çok daha fazla ilmi metodlara bağlılık gösterirler. Toplumu adeta bir laboratuvar olarak düşünürler ve eserlerini bu laboratuvar içinde, ilmi verilere kesinlikle bağlı kalarak kaleme alırlar. İnsanı ele alırken, biyoloji ilminin ortaya koyduğu gerçeklerden, toplumu ele alırken de sosyolojinin kanunlarından yola çıkarlar ve bu ilimlerin vardığı sonuçlara göre neticeye ulaşmaya çalışırlar.

Roman ile aralarında büyük benzerlik bulunan bir edebiyat türü daha vardır: «Hikaye.» Hikaye ile roman aynı şey değildir. Bu farklılığı meydana getiren özellikler şunlardır:

a) Hikaye olayların sebebini araştırmaz. Yalnız belirli bir intiba uyandırmaya gayret eder. Roman ise ele aldığı konuyu, bir mesele haline getirir.

b) Hikaye insan ve toplum hayatının en önemli ve en manalı yönlerine bakar. Roman ise yoğun süreleri değerlendirirken, sadece bununla yetinmez, olayları belli bir zaman akışı içinde takip eder.

c) Hikayeci etkilendiği bir olayı çarpıcı bir şekilde anlatırken sözünü sınırlandırmak, kısa anlatımın gücünden faydalanmak ister. Romancı ise bu darlığı kişilere yayar ve geliştirir.

d) Hikaye her zaman tek konu üzerine kurulur. Roman tek bir konuyu bile bölerek, başka kişilere bulaştırarak çoklaştırır.

e) Hikaye insan hayalinden seçilmiş hatıraların parça parça anlatımıdır. Roman hayatların bütünlüğünü değerlendiren toplamlara erişmeyi gaye edinir. Böylece hikaye tek boyutlu kalır, onun yanında roman çok boyutlu bir görünüm ortaya koyar.

Edebiyatımızda RomanTürk edebiyatında ilk roman ve hikaye Tanzimat döneminde tercüme yoluyla görülür. 1860-1880 arasında Batılı klasik yazarlardan ilk çeviriler yapıldı. Bunlardan birkaçı; Fenelon’dan Terceme-i Telemek (1862), Victor Hugo’dan Magdur’in Hikayesi (1862), Daniel Defoe’nin Robenson Hikayesi (1864), Atala, Paul ve Virginie, Monte-Cristo, Gulliver’in Seyahatnamesi’dir. Bu ilk tercümeler konuları bakımından Türk okuyucusuna yabancı değildir. Divan edebiyatındaki mesneviler ile Leyla ile Mecnun, Kerem ile Aslı gibi halk hikayeleri, meddah hikayeleri ve dini-destani hikayeler yüzyıllardır roman ve hikaye ihtiyacını karşılayan eserlerdir.

Tanzimat romanı veya Tanzimat dönemi romancıları, Türk toplumu meselelerini (her sahada olduğu gibi) Batılı Türk Aydını gözüyle ve Avrupa kültürü anlayışıyla gördükleri için, yerli hayatı anlatırken Batılı yazarların tesirinde kaldılar. Bu yüzden de işledikleri tema (düşünüş, konu)lar, Batılı yazarlarda görüldüğü gibi aile hayatı, esaret, alafrangalık, gibi mevzulardır. Şemseddin Sami’nin Taaşşuk-ı Talat ve Fıtnat’ı (1872), Ahmed Midhat’ın Teehhül’ü, Sami Paşazade Sezai’nin Sergüzeşt’i bunlara örnektir.

Romanda işlenen “esaret” konusuna örnek teşkil eden romanlar ise Namık Kemal’in İntibah’ı, Sami Paşazade Sezai’nin Sergüzeşt’i, Nabizade Nazım’ın Zehra’sıdır.

Diğer bir tema da “alafrangalık” meselesidir. Batı medeniyetini bir din gibi gören bazı Tanzimat aydınları, romanlarında, sözde tenkit eder göründükleri alafranga tiplere yer verirler: Ahmed Midhat’ın Felatun Beyle Rakım Efendi’si, Recaizade Mahmûd Ekrem’in Araba Sevdası gibi. Bunları daha sonraki dönemlerde Hüseyin Rahmi Gürpınar’ın Şık’ı, Şıpsevdi’si, Yakub Kadri Karaosmanoğlu’nun Kiralık Konak’ı, Sodom ve Gomore’si, Peyami Safa’nın Sözde Kızlar’ı, Abdülhak Şinasi Hisar’ın Ali Nizami Beyin Alafrangalığı ve Şeyhliği romanları takip eder.

Servet-i Fünun (1896-1901), Türk romanının teknik olgunluğa ulaştığı dönemdir. İkinci Abdülhamid Hanın Avrupai manada okullar açtırması ve siyasi aşırılıklara fırsat vermemesi bu dönem romancılarını (sanatkarlarını) geniş imkanlara kavuşturmuş; siyasi tenkitten uzaklaştırmış, ferdi sahada (hissilik, içe kapanma, aile gibi) eserler vermeye yöneltmiştir. “Sanat sanat içindir” görüşü benimsenmiş, Tanzimatçıların aksine aydın ve seçkin kesime seslenilmiştir.

Tanzimatçıların “Batılı kültür” anlayışları Servet-i Fünunda “Batılı sanat” anlayışına dönmüş; bunda, yetiştikleri dönemde Batı anlayışına göre öğrenim görmeleri de tesirli olmuştur.

Fransız edebiyatının etkisiyle realist ve naturalistler örnek alındı. Halid Ziya Uşaklıgil’in Mai ve Siyah, Aşk-ı Memnû; Mehmed Rauf’un psikolojik tahlile yer veren Eylül romanı realist roman örnekleridir.

Aynı dönemin natüralist romancılarından Hüseyin Rahmi Gürpınar, fert-toplum ilişkilerini (daha çok çatışmaları) işlerken “toplum için sanat” görüşünü benimser. Yakub Kadri Karaosmanoğlu, realist ve naturalist bir romancı olarak Tanzimat sonrasının siyasi ve toplum gelişmelerini kronolojik bir sırayla anlatır: Hep O Şarkı, Kiralık Konak, Sodom ve Gomore, Yaban, Ankara gibi. Halide Edib Adıvar, ruh tahlili yaptığı romanlarında ve töre romanlarında daha ziyade Batı kültürüyle yetişmiş aydınların Cumhûriyet dönemine kalmış bir temsilcisidir. Misal olarak; Ateşten Gömlek, Sinekli Bakkal, mektup türüne örnek Handan romanları gösterilebilir.

İkinci Meşrutiyet (1908) sonrasının diğer sanatçıları arasında; Refik Halid Karay, Reşad Nûri Güntekin, Peyami Safa, Memduh Şevket Esendal, Cevad Şakir Kabaağaçlı(Halikarnas Balıkçısı), Abdülhak Şinasi Hisar vs. sayılabilir.

Cumhûriyet dönemi romancılarından Ahmed Hamdi Tanpınar, Kemal Tahir, Tarık Buğra, Mustafa Necati Sepetçioğlu, Orhan Kemal, Yaşar Kemal tanınan isimlerdir.

Romana ait unsurlar: Romanlarda konu, bir temel olayın etrafında gelişen iç içe olaylar zincirinden doğar. Bunların olmuş veya olabilir vasfı taşıması önemlidir. Hayatın normal akışına ters düşen sivri tesadüfler, olağan dışı ender vak’alar romanda makul sayılmaz. Ele alınan bir konu bir plan dahilinde işlenir. Bu plan kısaca “giriş (serim)”, “gelişme (düğüm)”, “sonuç (çözüm)” şeklinde özetlenir. Bazı romanlarda bu planın sırası değiştirilerek uygulandığı da görülür.

Romanlar, bilinen bir tarihte ve belli bir süre içinde geçen olayları konu alır. Bu bakımdan romanlarda önemli bir zaman yazarın yaşadığı çağ olabildiği gibi geçmiş veya gelecek zaman da olabilir. Bazı romanlar ise yalnızca birkaç saat içinde vukûa gelen olayları konu alır.

Kahramanlar, toplumda rastlanabilir, yaşayabilir veya yaşamış kişiler arasından seçilir. Bunlar toplumun her tabakasından olabilir. Her türlü huy ve karakterleri doğruya yakın bir şekilde ele alınır. Hatta aynı kişinin zıt mizaç ve huyları, olduğu gibi işlenir.

Son zamanlarda yazılan romanlarda kahramanlar ve konu kaybolmuş, roman demek roman yazarının boş zamanlarında tutulduğu illüzyon (hayali görüntüler) veya rüyamsı kişi ve olayları bölük pörçük sıralamak gibi anlaşılmaya başlanmıştır. Ayrıca ideolojik fikirler ağır basmaya başlamıştır.

Romanlarda çevre, okuyucuya tasvirle anlatılır. Bu, bir kasaba, şehir veya köy olabilir. Bunların hepsinin kullanıldığı romanlar olduğu gibi yazarın tasarladığı ideal, gerçek üstü bir çevre de olabilir. Burada önemli olan çevrenin coğrafi bir mekana yerleşmesidir.

Romanların hemen hepsinde bir gaye vardır. Bu amaç bazılarında konu ve üslûp içine iyice gizlenmişken, bazılarında çok açıktır. Böyle romanlara “tezli roman” denir. Belli bir ideolojiye bağlı romanlarda bu husus daha açık olarak meydandadır. Bilhassa materyalist ideolojiye bağlı olanlarda bu amaç o kadar ileri gider ki, okuyucuda bir roman değil, doktrin kitabı okunuyormuş havası uyanır.

Her edebi eserde olduğu gibi romanda da üslûp son derece önemlidir. Bazı romancılar eserdeki konuların, olayların, duygu ve fikirlerin eskiyip ölebileceğine, fakat mükemmel bir üslûbun onları yaşatmaya devam edeceğine içten inanmışlar ve üslûp üstünde büyük hassasiyet göstermişlerdir. Kelimelerini, cümlelerini ve anlatım tarzlarını buna göre düzenlemişlerdir. Ancak bazı roman yazarları ve özellikle marksist tezli roman yazıcıları bu hususta da bayağı bir yol tutmuşlar, galiz ve çirkin kelimeleri, küfürleri, iğrenç terim ve deyimleri rahatlıkla ve bol bol kullanmışlardır.Roman ÇeşitleriRomanlar edebi akımlara göre klasik, romantik, realist, sürrealist, popüler roman gibi isimlerle sınıflandırılabildiği gibi, iç yapısına göre de tarihi roman, macera romanı, sosyal roman ve tahlil romanı olarak çeşitlendirilirler.

Tarihi roman: Konularını tarihte yaşamış kahramanlar ve onların başlarından geçen olaylardan alır. Romancı bu kahraman ve olaylar üstünde az çok değişiklik yapabilir. Ancak başarılı bir tarihi roman, gerçeği buğulandırmadan zevkle okunur bir üslupla yazılmış romandır. Tarihi roman yazmak için yalnız kahraman isimleri ve olayların kronolojisini bilmek ve vermek yetmez. Olayın yaşandığı zamanı, coğrafi özelliklerini, sosyal, kültürel ve sanat değerlerini çok iyi tanımak ve o zamanda topluma hakim olan inanç, ideal ve anlayışları da iyice bilmek gerekir.

Macera romanı: Günlük hayatta her zaman rastlanmayan değişik, şaşırtıcı, beklenmez, esrarlı olayları konu edinen romandır. Bu romanlarda vak’a yani olay hemen her şey demektir. Bunlar yeni keşfedilmiş veya tasarlanan ülkelerde geçer. Hayali olabilir. Ancak olağandışı unsurlar taşımalı, korkunç ve acayip hisler uyandırmalıdır. Olayların akışı ve iç içe girmesi çok süratli olmalı, okuyucuda heyecan ve merak uyandırmalıdır. Kahramanları kurnazlık, maddi kuvvet ve cesaretleriyle üstün vasıflıdırlar. Daha çok silahşör, şövalye, polis, ajan ve casuslardan seçilir. Hep hareket halindeyken tanıtıldıklarından ruh yapıları üstünde durulmaz. Bu romanlarda fikir zenginliği yoktur. Maksat şaşırtıcı ve heyecanlı konularla okuyucuya hoşça vakit geçirtmektir.

Sosyal roman: Romancıların yaşadıkları toplumu, o toplumu ilgilendiren meseleleri yeni bir açıdan ele alarak yazdıkları romanlardır. Gizli veya açık bir maksat telkinine çalışırlar. Kişiler, bazı meslek ve sınıfları temsil eden birer tip olarak alınır. Olaylar, sosyal sebeplerle açıklanmak istenir. Ruh tahlilleri ve duygu derinlikleri arka plana atılmıştır. Bütün tezli romanlar bu gruptandır.

Tahlili roman: Dış alemde geçen olaylardan çok, kahramanın iç dünyasını ve insan benliğinin kişi ve toplum çatışmaları içindeki belirtilerini konu edinen romanlara denir. Fertçi bir görünüş hakimdir. Kahramanları olan kişileri bütün derinlikleriyle ortaya koyarlar. Çok defa aşırı ülküler, sert ihtiraslar, derin hisler taşıyan ve bazen sakat ruhlu dengesiz insanları ele alarak işlerler.

Batı edebiyatında mühim yer tutan roman, batı toplumunun sosyal hayat, inanç, örf ve adetlerine uygun bir türdür. Tanzimattan sonra gittikçe artan bir hızla benimsenmeye başlayan batılı hayat anlayışıyla birlikte Türk edebiyatında da örnekleri artmıştır. Batılı romanın iskeleti çok defa iki kadın bir erkek veya iki erkek bir kadın arasında geçen aşk maceraları üstüne kuruludur. Buna bağlı olarak gelişen diğer hadiseler ve çeşitlenen kahramanlar roman iskeletinin diğer dereceli unsurlarını teşkil eder.

Tanzimat öncesi dönemde Türk cemiyetinde böylesine olaylara ender rastlandığı gibi, bunların tasviri de kötünün tekrarlanarak yaygınlaşması ve böylece gitgide normalmiş gibi görülmesine mani olunmak için dinimizce de yasak bilinmiştir. Bugün modern eğitimciler; toplumun ahlaki yapısının bozulmasında kötü örneklerin başta TV, radyo ve basın olmak üzere her türlü yayın vasıtalarıyla halka çok sık ve devamlı gösterilmesinin birinci amil olduğunu belirterek eski Türk toplum sağlığı anlayışının doğruluğuna işaret etmektedirler. Ayrıca cemiyetin her tabakasına hakim olan sade bir hayat anlayışı, ortak iman, amel ve ahlak düsturlarına samimi bağlılık, batılı tarzda bir roman anlayışı ve buna bağlı eserlerin doğmasına fırsat vermeyecek ve lüzum göstermeyecek diğer mühim unsurlardır.

Beş Hececiler ve Yedi Meşaleciler

Filed under: Uncategorized — Samurka @ 9:22 pm

Beş Hececiler:
1. Orhan Seyfi Orhon
2. Enis Behiç Koryürek
3. Halit Fahri Ozansoy
4. Faruk Nafiz Çamlıbel
5. Yusuf Ziya Ortaç

Yedi Meşaleciler:
1. Cevdet Kudret Solok
2. Yaşar Nabi Nayır
3. Muammer Lütfi Bahşi
4. Vasfi Mahir Kocatürk
5. Sabri Esat Siyavuşgil
6. Ziya Osman Saba
7. Kenan Hulusi Koray

Türk Edebiyatı 12. Sınıf (Öz Şiir Anlayışı)

Filed under: Uncategorized — Samurka @ 9:15 pm

Öz Şiir Anlayışı (Saf Şiir Anlayışı)
* Şiir dili her şeyin üstündedir.
* Sanat bir biçim sorunudur.
* Amaç iyi ve güzel şiir yazabilmektir.
* Kendilerine özgü bir imge düzenleri vardır.
* Dilde saflaşma en başta gelen unsurdur.
* Şiir, soylu bir sanat olarak kabul edilir.
* İçsel ve bireyci bir yaklaşımla insan anlatılır.
* En değerli şey dizedir.
* Disiplinli bir çalışma ile saf şiir yazma endişesi vardır.

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.