SBA Edebiyat 2010

Şubat 25, 2010

Namık Kemal / Hürriyet Kasidesi

Filed under: Uncategorized — Samurka @ 8:51 pm

1. Asrın hükümlerinin doğruluk ve samimiyetten sapmış olduğunu görerek, saygınlığımızı koruyarak devlet kapısından çekildik.
2. Kendini insan olarak görenler halka hizmetten bıkmazlar. İnsanlıktan nasibini almış kimseler ezilenlere iyilik yapmaktan vazgeçmezler.
3. Millet bu güne kadar hor görüldüyse, bu ona şanından bir şeyler kaybettirir sanma. Zira cevher yere düşmekle değerinden bir şey kaybetmez.
4. Vücudunun mayasının hamuru, vatan toprağındandır. Bu yüzden o vücut zulüm ve eziyetten toprak olursa üzülmemek gerekir.
5. Zalimlerin dünyadaki yardımcıları alçak kimselerdir. İnsafsız avcıya hizmetten ancak köpekler zevk alır.


6. Hayatın değerini şöhretin güzelliklerinden yüksek görenler, kalıcı bilgiyi geçici zevklere tercih ederler.
7. Halktaki bu uzun hayat arzusu nedendir? İnsan emaneti korumaktan nasıl bir çıkar bekler bilmem.
8. Kendi kendisinden utanmayıp da başkaları tarafından ayıplanmaktan korkanlar, kendini dünyadaki herkesten daha alçak görürler.
9. Anlayışlı, bilgili kimseler için pişmanlıktan ders almak ve daha çok çalışmak, kaderden intikam almak demektir.
10. Başarının yolu, milletin gönül birliğinde durur. Gönül birliği olan kimselerin farklı düşünceleri savunmasındansa en güzel eserler ortaya çıkar.
11. Bir liderin azminin kuvveti dünyayı yönetebilir. Kararlı insanların ayak diremesinden dünya titrer.
12. Kader her bolluğunu her iyiliğini belli bir zaman için saklar. Milletin zayıflığından ve tembelliğinden sakın korkma.
13. Zincire vurulmuş aslanın ayaklarının zayıflığı, aslanın suçu değildir. İnsanlıktan, yardımseverlikten nasibini almamış kader utansın.
14. Işık rütbe sahibi kişilerden uzakta ise çaresizliktendir. Yerde kalmış yeteneklerden talih utansın.
15. Biz Osmanlı ailesinin şerefli soyundanız. Mayamız baştan ayağa hamiyet (şeref, gayret) kanıyla yoğrulmuştur.
16. Biz öyle gayret ve ciddiyet sahibi insanlarız ki, bir aşiretten dünyaya hükmeden bir devlet çıkardık.
17. Biz gayret meydanında öyle yüce yaradılışlıyız ki, mezar toprağı bize alçaklık toprağından daha iyi gelir.
18. Hürriyet kavgası, korku ateşiyle dolu olsa da ne gam! Mert olan bir can için gayret meydanından kaçar mı?
19. Kahır ejderinin can yakan kemendi celladın olsa da, esaret zincirinden bin kere iyidir.
20. Felek her türlü cefa sebeplerini toplasın gelsin. Eğer millet yolunda çalışmaktan dönersem kahpeyim.
21. Mesleğimde çektiğim zorluklar ve sıkıntılar anılsın. Ki bana göre her biri vezirlikten de sadrazamlıktan da iyidir.
22. Vatan vefasız, alay eden, nazlı bir yare dönüşmüştür. Sadık aşıklarını gurbet kederlerinden ayırmaz.
23. Korkudan ve yalvarmalardan uzağım. Bana göre görevim çıkarlardan, hakkım da hükümetin amaçlarından üstündür.
24. Ey zulüm, kahraman milletle kavgadan sakın. Çünkü zulmün kılıcı şeref kanının ateşinden erir.
25. Zalimlikle işkenceyle hürriyeti yok etmek mümkün değildir. Eğer başarabilirsen çalış ve insanlığın anlayış gücünü ilerilere taşı.
26. Gayret cevheri gönülde, elmas cevherine benzer. Baskının şiddetinden ağırlığın etkisinden ezilmez.
27. Ey hürriyetin yüzü! ne büyülüymüşsün. Esirlikten kurtulduk gerçi, ama bu seferde aşkının esiri olduk.
28. Senin kalbi cezbedecek gücün vardır. Güzelliğini saklama. Yüzün ebediyete kadar ümmetin (milletin) bakışlarından uzak olmasın.
29. Ah geleceğin ümidi! Sen nasıl bir sevgiliymişsin. Dünyayı binlerce eziyetten ve ümitsizlikten kurtaran sensin.
30. Yönetim zamanı senindir. Kararlarını dünyaya uygula. Tanrı seni her türlü afetten korusun.
31. Ey kükreyen aslan! Bu gaflet uykusundan uyan! Senin gezdiğin nazlı çöller, zulüm köpeklerine kaldı!

Namık KEMAL
Reklamlar

Şubat 23, 2010

Ey Sevgili / Sezai Karakoç

Filed under: Uncategorized — Samurka @ 10:24 am

Ülkendeki kuşlardan ne haber vardır
Mezarlardan bile yükselen bir bahar vardır
Aşk celladından ne çıkar madem ki yar vardır
Yoktan da vardan da ötede bir Var vardır
Hep suç bende değil beni yakıp yıkan bir nazar vardır
O şarkıya özenip söylenecek mısralar vardır
Sakın kader deme kaderin üstünde bir kader vardır
Ne y…apsalar boş göklerden gelen bir karar vardır
Gün batsa ne olur geceyi onaran bir mimar vardır
Yanmışsam külümden yapılan bir hisar vardır
Yenilgi yenilgi büyüyen bir zafer vardır
Sırların sırrına ermek için sende anahtar vardır
Göğsünde sürgününü geri çağıran bir damar vardır
Senden ümit kesmem kalbinde merhamet adlı bir çınar vardır
Sevgili
En sevgili
Ey sevgili

Sezai Karakoç

Şubat 19, 2010

1940 Sonrası Türk Edebiyatı

Filed under: Uncategorized — Samurka @ 4:54 pm

Bu dönemde farklı şiir anlayışlarının çıkmasının nedeni dönemin kültürel ve sosyal yapısındaki hareketliliktendir.
1940 sonrası Türk edebiyatında Behçet Necatigil, Sabahattin Kudret Aksal, Salah Birsel İlhan Berk gibi şairler, önce Birinci yeniye eğilim gösterdikleri halde sonra kendilerine özgü söyleyişleriyle yenilikleri sürdürdüler.
Ahmet Muhip Dıranas ve Fazıl Hüsnü Dağlarca ise daha özgün söyleyişlerle yeniliklere katkıda bulundular. Özellikler Dağlarca hiçbir akıma bağlı kalmadan Anadolu insanının tarihsel ya da güncel gerçeklerine ilişkin duyarlılığı dile getirmiştir.
1)GARİP AKIMI (1941)
2)HİSARCILAR: Adını 1950’de Mehmet Çınarlı’nın çıkardığı HİSAR dergisinden almıştır. Şahsiyetler bu dergi etrafında toplandılar. Birinci Yeni’nin şiirde geleneksel öğeleri yok sayan düşünce ve uygulamaları dışında oluşturuldu. Geleneksel ve bireyci çizgidedirler. Bir anlamda memleket edebiyatının devamıdır. Hisarcılara göre: batının taklidi ile yetinilmemeli her alanda yozlaşma ile mücadele edilmelidir. Sanatın gerçek şartı olan değişimin geleneklerin reddi olarak algılanmasına karşı çıkılmalıdır. Sanat herhangi bir siyasi görüş ve ideolojinin propaganda aleti haline sokulmamalıdır. Dilde ifade gücünü azaltan ve anlatımı sınırlayan öztürkçe akımına karşı durularak, dilde aşırılıklara gidilmemeli, konuşulan Türkçe tercih edilmelidir.İLHAN GEÇER, MEHMET ÇINARLI, MUNİS FAİK OZANSOY,, MUSTAFA NECATİ KARAER, GÜLTEKİN SAMANOĞLU, COŞKUN ERTEPINAR, ORHAN SEYFİ ORHON, HALİDE NUSRET ZORLUTUNA, AHMET MUHİP DIRANAS, ARİF NİHAT ASYA, CAHİT KÜLEBİ,ZİYA OSMAN SABA, FAZIL HÜSNÜ DAĞLARCA,BEKİR SITKI ERDOĞAN, ÜMİT YAŞAR OĞUZCAN, YAVUZ BÜLENT BAKİLER,BAHATTİN KARAKOÇ,ABDÜRRAHİM KARAKOÇ, NÜZHET ERMAN…
3)MAVİCİLER:
* Atilla İlhan’ın 1952–1956 yıllarında çıkardığı derginin adı olan “MAVİ” nin etrafında toplanan ORHAN DURU, FERİT EDGÜ gibi sanatçıları oluşturduğu guruptur. Bu sanatçılar, Garip Akımı’na ve Orhan Veli’ye karşı çıkmış, şairane bir sanat anlayışının temsilcisi olmuşlar.
*Daha sonra Mavi dergisi Özdemir Nutku’nun yönetimine geçti ve Atilla İlhan’ın savunduğu toplumsal geçekçiliğin (sosyal realizm) sözcüsü oldu. Dergi Nisan 1956’da çıkan 36. sayıdan sonra (son mavi) kapatıldı.
* Garip akımına tepki olarak çıkmıştır.
* Şiirin basit olamayacağını zengin benzetmeli, içli, derin olması gerektiğini savunmuşlardır.
*Bireyin duygusal dünyasını yansıtırlar.
*Divan şiirinin biçim özelliklerinden ve imgelerinden yararlanırlar.
* Şiire yeni bir ses düzeni, taşkın, coşkulu bir anlatım ve kendine özgü duyarlılık getirmişlerdir.
Garip hareketine karşı çıkanlardan biri de Attila İlhan’dır. Mavi dergisinde “Sosyal Realizmin Münasebetleri yahut Başlangıç” adlı yazısında Orhan Veli, Oktay Rıfat ve Melih Cevdet’i “bom stiller” diye nitelemiştir. Aynı derginin yazarlarından Ahmet Oktay “Orhan Veli’nin Yeri” adlı yazısında “Orhan Veli eksik bir öncü ve eksik bir şairdi” hükmüyle, Garip akımının sığlığını anlatmıştı. Daha sonraları Mavi dergisindeki bu yazılardan hareketle bir yeni akım sayılmak istenmişse de, bu görüş rağbet bulmamıştır. Onlar Birinci Yeni hareketine karşı çıktıkları için bir bakıma İkinci Yeni ‘nin öncüleri olarak değerlendirilmişlere de Attila İlhan, buna da karşı çıkmış ve İkinci Yeni “yi “yozlukla” itham etmiştir.
İmlâ kurallarını bütünüyle reddetmiş veya kendisine has bir imlâ tarzı geliştirmiş olan Attila İlhan (Büyük harf kullanmaz ama özel isimleri ek almaları halinde (‘) ile ayırır), dil konusunda çok keyfidir. Günlük dilde artık kullanılmayan çok eski kelimeleri, Fransızca veya Almanca kelimelerle beraber kullanır. Bunlar, hem yazarın dikkati çekme çabasını, orijinal olma merakını, hem de karmakarışık bir dünyada yaşadığımızı okuyucuya hissettirme gayretini gösterir. Sinema tekniğini kullanan Attila İlhan adeta kamerasını kalabalıklar üzerinde gezdirir, zaman zaman belirli noktalarda uzunca durur. Renkli, ıslak, ürperiş ve korku dolu bu şiirlerde bazen büyük bir ferahlık bazen da melankoli gizlidir. 1940–1950 arası Türk edebiyatında yepyeni bir kıpırdanma ve şahsiyetlerin belirmesi dönemidir. Atillâ İlhan da 1946 yılında “CHP Şiir Yarışmasında ikinciliği kazanmış ve birbirlerinden farklı üç şair, bu yarışmada ilk üç dereceyi paylaşmıştır (Cahit Sıtkı Tarancı, Atilla İlhan ve Fazıl Hüsnü Dağlarca).
4)İKİNCİ YENİCİLER: (1955–1965) ortak nitelikleriyle beliren bir akım değildir. Yeniyi deneyen, dünya görüşü, yetişme şekilleri ve beslenme kaynakları bakımından birbirinden çok farklı olan şairlerin eserlerinde sonradan tespit edilen benzerliklere dayanılarak bu ad verilmiştir. Bu adı onlara MUZAFFER İLHAN ERDOST vermiştir.
* 1950’lerde “Garip” akımına tepki olarak çıkmıştır.
* Şiirin düşürüldüğü basitliğe son vermek amacıyla ortaya çıkmıştır. (imgeci şiiri savunurlar bu yüzden ilk okunduğunda şiir pek anlaşılmaz.)
*CEMAL SÜREYYA, İLHAN BERK, EDİP CANSEVER, TURGUT UYAR, ECE AYHAN, ÜLKÜ TAMER, SEZAİ KARAKOÇ bu akımın öncüleridir.
* Sözcüklerin anlamı değil söylenişi önemlidir.
* Her şey insanla başlar insanla biter.
* Şiirin kendine göre bir dili olmalı. ( dili, şiirin baş tacı edinen bir harekettir.)
* Şiir diğer edebi türlerden kesin çizgilerle ayrılmalı.
* Önemli olan kelimelerin anlamları değil, şairin ona yüklediği anlamlardır.( yorum ve izlenim şiirleri yazarlar.)
* Dadaizm ve sürrealizm bu akıma da etki etmiştir.( insanın bilinçaltı dünyasını aktarmaya çalışmışlardır.)
* İçsel bireyci şiir anlayışı vardır.( anlamsızlığın anlamı ve anlamsızlığa kadar özgür olmak şiir anlayışlarının amaçlarından biridir. Anlatım kapalı ve soyut olmalı)
*Nesnenin genel görüntü dünyasını değiştirme dileğiyle soyutlamaya gider ve gerçek üstü bir tablo gibi eşyalar arası sınırları kaldırarak biçimsel farklılıkları aşmayı denerler.
* Şiir, için şiir anlayışı hâkimdir.
*Şairler anlamı karartan ve gizleyen bir tavır takınırlar. Sözcüklerin gündelik kullanımlarıyla yiten anlamı yerine, çağrışımlarla derinleşen ve çoğalan değerine önem verirler.
* Günlük konuşma dilini dışlarlar.
* Halkın yaşam alanlarından ve kültürel yaratımlarından uzaklaşmak isteyen ikinci yeniciler halk şiirine ve foklorüne kapılarını kapatırlar. ( Süleyman Efendi tiplemesine son verirler.)
*Konu, öykü ve olay, şiirin bünyesinden silinmek istenir bu yüzden bu akımın şiiri daha çok betimleyici metinlerden oluşur.
*Nükte, şaşırtmaca ve tekerlemelerden kaçınırlar.
*Daha çok aydın kesimin ve elit tabakanın zevkine hitap ederler.
*Şiiri musiki ve resimle ilişkiye sokarlar.
* Bu akımın temsilcileri, siyaset dışı kalmaya özen gösterirler.
* Biçim ustalığı akımın en önemli özelliğidir.
* Büyük ve küçük harfleri kullanmada titizlik göstermemişler; noktalama işaretlerini kullanmamışlardır.
5) TOPLUMSAL GERÇEKÇİLER: Anadolu gerçeklerini yansıttılar. ŞİİRDE: CAHİT KÜLEBİ, CEYHUN ATUF KANSU; DÜZ YAZIDA: AZİZ NESİN, RIFAT ILGAZ, İLHAN TARUS, ÖMER FARUK TOPRAK, MUZAFFER BUYRUKÇU

İkinci Yeni (Soyutçular)

Filed under: Uncategorized — Samurka @ 4:44 pm

Temsilcileri:
• Cemal Süreyya
• İlhan Berk
• Edip Cansever
• Ece Ayhan
• Turgut Uyar
• Sezai Karakoç
• Ülkü Tamer
* Yeni’ye tepki olarak ortaya çıkmışlardır.
* İnsanın bilinçaltına inerler,
* Doğayı, insanı ve gözlemlediklerini kendilerine özgü bir anlayışla verirler.
* GARİPÇİLERDEN OKTAY RİFAT ve MELİH CEVDET de daha sonra II. Yeni’ye katılmışlardır.
İlkeleri:
* Şiirde öykücü anlatım yolu terk edilmelidir,
* Anlatım kapalı ve soyut olmalıdır,
* Söyleyiş anlamdan daha önemlidir,
* Şiir konuşma dilinden uzak, özgün, mantık dokusundan arındırılmış olmalıdır,
* Şiir toplumsal sorunlara çözüm bulma aracı olmalıdır.
* Şiirin amacı toplumu eğitmek değildir,
* Şiirde ahenk; ölçü ve uyak ile değil musiki ve anlatım zenginliğiyle sağlanmalıdır.

Hisarcılar

Filed under: Uncategorized — Samurka @ 4:37 pm

Temsilcileri:
• Mehmet Çınarlı
• İlhan Geçer
• Munis Faik Ozansoy
• Yahya Benekay
• Gültekin Samanoğlu
• Talat Sait Halman
* 1940 sonrasında GARİP şiirine ilk tepki 1950 yılında çıkmaya başlayan HİSAR dergisi etrafında toplanan bir grup şair tarafından ortaya konmuştur.
* Onlara göre başka ulusları taklit ederek ulusal bir sanat oluşturulamaz.
* Yeni bir sanat oluşturmak için mutlaka eskisini reddetmek gerekmez.
* Yenilik eskisinin içinden doğmalıdır.
* Sanat ideolojinin baskısı altında olmamalı, belli bir dünya görüşünün propagandasını yapmamalıdır.
* Şiirde öztürkçeci ve tasfiyeci olmamalıdır.
* Hisar şairlerini memleketçi şiirin takipçisi görebiliriz. Geleneği reddeden Garip Akımına ve ideolojik şiire yönelen Nazım Hikmet’e karşı çıkmışlardır.

Maviciler

Filed under: Uncategorized — Samurka @ 4:32 pm

Temsilcileri:
• Attila İLHAN
• Özdemir Nutku
• Yılmaz Gruda
• Ahmet Oktay
• Demirtaş Ceyhun
• Demir Özlü
• Ece Ayhan
• Tahsin Yücel
* 1952- 1956 YILLARI ARASINDA ÜNLÜ ŞAİR Attila İlhan’ın önderliğinde toplumcu gerçekçi sanatçıların MAVİ adlı dergide yazmaya başlamalarıyla oluşan bir edebiyat akımıdır.
* Garipçilerin sanat anlayışına karşı çıktılar.
* Bu hareketi destekleyen şairlere MAVİCİLER denmiştir.

Garip Şiiri (1. Yeni)

Filed under: Uncategorized — Samurka @ 4:26 pm

Temsilcileri:
• Orhan Veli Kanık
• Melih Cevdet Anday
• Oktay Rifat Horozcu
Garipçiler, şiirlerini; Garip adlı kitapta yayımlamışlardır. Bu kitabın önsözünde şiir hakkındaki düşüncelerini yayımlamışlardır. Böylece şiire yeni bir bakış açısı getirmişler ve şiirin etrafındaki duvarları yıkmıştır.
Garip Akımının şiir anlayışı:
* Ölçüyü ve uyağı önemsemeden serbestçe yazmak,
* Şairanelikten uzak durmak, süslü sanatlı söyleyişleri benimsememek,
* Şiiri gerçek yaşama, sokağa çıkarmak,
* Yapmacıksız bir söyleyişle günlük yaşamın içinde halktan insanları yakalamak,
* Her sıradan insanları ve en basit konuları şiire konu edinebilmek,
* Halk deyişlerinden yararlanıp, halkın dilini kullanmak,
* Toplumda görülen aksaklıkları, yer yer toplumsal yergilere başvurmak

Şubat 13, 2010

Bahtiyar Vahabzade Bey’i ölümünün 1.yılında rahmet ve şükranla anıyoruz

Filed under: Uncategorized — Samurka @ 10:24 pm

Türk Edebiyatının koca çınarı, Azerbaycan’ın bağımsızlık sembolü, büyük fikir ve siyaset adamı Bahtiyar Vahabzade Bey’i ölümünün 1. yılında rahmet ve şükranla anıyoruz… Ruhu şad, mekanı cennet olsun…

“Şeki’de doğan güneş Bakü ufkunda battı
Bahtiyar yürekleri bu son beste kanattı

İnsanlığa duyurdu vicdanların sesini
Terennüm eylemekte sonsuzluk bestesini

Özgürlük savaşında saçlarına ak düştü
Masmavi gökler mahzun çınardan yaprak düştü

Göçtü dar-ı bekaya Bahtiyar Vahabzade
Söz mülkünden hazine miras bıraktı bize

Azık ettik yüreğe gamı, kederi, yası
Şiirin sultanına ağlasın Türk dünyası

Böyle mümtaz şahsiyet dünyaya gelir ender
Nadirdi çağımızda onun gibi kalender

Seksen dört yıl boyunca diri yaşadı diri
Bir ayağı geçmişte, gelecekteydi biri

Yolculuğa çıkarken ardında koydu hüzün
Vakitsiz battı güneş, gök karardı gündüzün

Asrın Dede Korkut’u binerken tahta ata
Aldanmadı dünyaya, son verdi saltanata

İndirdi omuzundan ömrün ağır yükünü
Köprü kurdu maziye unutmadı kökünü”

M.NİHAT MALKOÇ

Öz Şiir Anlayışı (Saf Şiir)

Filed under: Uncategorized — Samurka @ 5:14 pm


• Saf şiir anlayışı Paul Valery’nin şiirde dili her şeyin üstünde tutan görüşünden hareketle, Batı edebiyatından Paul Valery, Stephane Mallerme ve Divan şiirinin biçimci yapısından bir hayli etkilenen şairlerimizde (Ahmet Haşim, Yahya Kemal Beyatlı, Ahmet Hamdi Tanpınar, Cahit Sıtkı Tarancı, Ahmet Muhip Dıranas, Behçet Necatigil, Asaf Halet Çelebi, Necip Fazıl Kısakürek, Özdemir Asaf, Fazıl Hüsnü Dağlarca, Ziya Osman Saba) görülen ortak zevk ve anlayışa verilen addır.

•Türk edebiyatında “Saf Şiir” eğilimi Ahmet Haşim’in “Şiir Hakkında Bazı Mülahazalar” adlı makalesiyle (Türk edebiyatında ilk poetika örneği kabul edilir.) başlar.
• Sanatın bir form sorunu olduğuna inanan bu şairler için önemli olan iyi ve güzel şiir yazmaktır. Bu anlayışla kendilerine özgü özel bir imge düzeni oluştururlar. Özgün ve yaratıcı olan bu imgeler, dilin mantığına uygun ve dilin anlam alanını genişletip dile yeni olanaklar sunacak bir yapıya sahiptir. Dilde saflaşma düşüncesi, kendini rahat şiir yazma şeklinde başat öğe olarak gösterir.Şiirsel söylemin zirvesine ulaşmak düşüncesiyle dilin yücelişi paralellik gösterir.
• Şiirde her türlü ideolojik sapmanın dışında kalarak sadece okuyucuda estetik haz uyandıran şiir yazma eğilimi, bu şairleri her türlü mektepleşme eğiliminin dışında kalıp müstakil şahsiyetler olarak şiir yazmaya yöneltmiştir.
• Şiiri soylu bir sanat olarak kabul eden bu şairlerde düşsel(hayali) ve bireysel yön ağır basar. İçsel ve bireyci bir yaklaşımla evrensel insan tecrübesini dile getirirler.
• Saf şiir anlayışında estetik tavır ön plandadır. Bu anlayıştaki şairler didaktik bilgiden uzak durup; bir şey öğretmeyi değil, musikiyle ya da musikinin çağrıştırdığı, uyandırdığı imgelerle insanın estetik duyarlılığını doyurmayı amaç edinirler. Kısacası bu şairler şiirde anlama fazla önem vermezler. Anlaşılmak için değil; duyulmak, hissedilmek için şiir yazarlar.
• Şiirde biçim endişesi duyan bu şairlerde dize ve dil baş tacıdır. Disiplinli çalışarak mükemmele varan halis şiir yazma endişesi kendini hissettirir.
• Gizemsellik, simgecilik, bireysellik, ruh, ölüm, masal, rüya, mit temalarının yoğunca işlendiği bu şiirler zekâ ve bilincin disipliniyle bütünleştirilerek yazılmıştır.
Saf (öz) Şiirin Özellikleri
•Sanatın form sorunu olduğuna inanan bu şairler için önemli olan iyi ve güzel Şiir yazmaktır. Bu anlayışla kendilerine özgü özel imge düzeni oluştururlar.
•Özgün ve yaratıcı olan bu imgeler dilin mantığına uygun ve dilin anlam alanını genişletip dile yeni olanaklar sunacak bir yapıya sahiptir.
•Dilde saflaşma düşüncesi kendini rahat şiir yazma şeklinde başat öğe olarak gösterir.
•Şiirsel söylemin zirvesine ulaşmak düşüncesiyle dilin yücelişi paralellik gösterir.
•Şiiri soylu bir sanat olarak kabul eden bu şairlerde düşsel ve bireysel yön ağır basar.
•İçsel ve bireysel bir yaklaşımla evrensel insan tecrübesini dile getirirler.
•Şiirde biçim endişesi duyan bu şairlerde dize ve dil baş tacıdır.
•Disiplinli çalışarak mükemmele varan halis şiir yazma endişesi kendisini hissettirir.
•Şairlerde sembolizm akımının izleri görülür.
•Gizemselcilik bireyselcilik, ruh, ölüm, masal, mit temaları yoğun olarak işlenir.
Cumhuriyet döneminde 1930’lu yıllara kadar memleketçi edebiyat anlayışı edebiyat ve sanat hayatında etkili olmuştur. 1930’lu yıllara doğru memleketçi edebiyata karşı sanatı ön plana alan kıpırdamalar görünmeye başlar. Bu hareketlerin ilki Öz şiiri benimseyen sanatçılardır.
“Didaktik şiir anlayışının şiirle bir ilgisi yoktur. Bundan dolayıdır ki, ilk yılların heyecanı bitince, şairler de haklı olarak “beylik edebiyatı” diye nitelendirmeye başladıkları ve birçok kötü şairin elinde tekerlemeler halini alan, memleketi anlatan şiirlerden bıkmış, yeni yollar aramaya başlamışlardır. Batıda savaş sonrası yeni akımlar çıkmıştır. Ancak Batı savaştan çıkmış ve her şeye inancını kaybetmiş bir halde iken Dadaizm akımı orada, inkarcılığının bütün tesirlerini yaşatmıştı. Halbuki bu tarihlerde Türkiye’ de yepyeni bir yaşayış ve inanç vardı. Yeni bir yaşama mücadelesine başlarken, eski kötümser şairler bile tavır değiştirmişlerdir. Bundan dolayı ne Dadaizm ne de ondan türeyen yeni akımlar bizde yankı uyandırdı. Şairlerimiz bu akımları, akımların hızı geçtikten sonra, İkinci Dünya Savaşı’nın eşiğinde yakaladılar.
Türkiye’de Cumhuriyet döneminde “sanat sanat içindir” deyip öz şiir anlayışını benimseyen ilk grup YEDİ MEŞALECİLERDİR. Şiirlerini Yedi Meşale adlı bir kitapta toplayan Muammer Lutfi, Sabri Esat Siyavuşgil, Yaşar Nabi Nayır, Vasfi Mahir Kocatürk, Cevdet Kudret, Ziya Osman Saba ve Kenan Hulusi Korayadlı gençlerin oluşturduğu bir harekettir. Bunlar eserlerini Meşale adlı bir dergide yayınlıyor ve bunlara Ahmet Haşim de yazılar gönderiyordu. Bu grup artık Ayşe, Fatma edebiyatından bıktıklarını ilan ediyor ve ne olduğu çok da açık seçik belirtilmeyen ancak Servet/-i Fünun ve Fecr-i Ati şiir anlayışlarına yakın duran ve bunların devamı olduğunu gösteren şiirler yazıyorlardı.
Bunlara göre şiir hiçbir fikir ve ideolojinin hizmetinde kullanılamaz Gerçek şiir, sanat için yazılan, samimi ve yenilik dolu olan şiirdir.
Yedi Meşale’nin Mukaddimesi “Bu eser size her türlü müşkilata rağmen yalnız sanat aşkıyla çalışan birkaç gencin bir senelik edebi mahsülünü takdim ediyor” diye başlar.
Mukaddimede gençler kendilerinin de zamanla önemsiz kalacaklarını, buna rağmen taklitçi edebiyattan kurtulmak için vazifeye atıldıklarını belirtirler. Sanat anlayışlarını kısaca şöyle özetleyebiliriz:
Dünün mızmız ve soluk hisleri ve Ayşe Fatma terennümleri terk edilecek.
-Yalnız duygular ifade edilecek. -Şiirin konu ve temaları genişletilecek.
-Yıllardır değiştire değiştire, verilen fikir ve konulardan vazgeçilecek.
-Şiirde canlılık samimiyet ve yenilik esas olacak.
-Gerçek bir sanat eseri meydana getirmek için şiirlerde sanat ve inceliğe dikkat edilecektir.
“Bu önsöz, edebi bir tatminsizlik ve mevcut edebiyattan bıkış ile edebiyatın bozulduğu bittiği hakkında, hemen her devirde söylenegelen sözlere bir tepkiden ibarettir. Bu ifadelerin çoğu Abdülhak Hamid ve Recaizade Mahmut Ekrem’in şiirin hiçbir şekilde sınırlandırılmayacağını anlatan yazı ve şiirlerini andırır.
Bu şairler Türk edebiyatından Servet-i Fünun ve Fecr-i Ati şairleri Avrupa edebiyatından da Parnas akımın etkisinde kalmışlardır. Bu hareket fazla uzun sürmez. Yedi Meşale’yi çıkaran gençlerin çoğunda şiir faaliyeti bir gençlik hevesi olarak kalır.

Şubat 10, 2010

Tiyatro Türleri (Trajedi – Komedi ve Dram)

Filed under: Uncategorized — Samurka @ 7:33 pm

1) Trajedi (Tragedya)
Hayatın acıklı yönlerini kendine özgü kurallarla sahnede göstermek, ahlak, erdem örneği vermek amacıyla yazılmış manzum (şiir biçiminde) tiyatro yapıtlarıdır.
Klasik trajedinin özellikleri:
• Konular tarihten ve mitolojiden seçilir.
• Kişiler; tanrı, tanrıça ve soylulardır.
• Kötü, bayağı söz ve söyleyişler yoktur.
• Seçkin bir üslupla yazılır.
• Manzum olarak yazılır.
• Kişiler arasındaki dövüşme, yaralama ve öldürme gibi korkunç ve çirkin olaylar sahnede gösterilmez; bu olayları haberciler aktarır.
• Zaman, yer, olay birliğine uyulur. Bir olay, aynı yerde bir günde geçebilecek biçimde düzenlenir. Buna üç birlik kuralı denir. (Olay, zaman ve yer birliği)
• insanoğlunun hırslarını, kavgalarını gösterir; çoğu, felaketli sonuçlara bağlanır.
• Birbiri ardınca süren koro ve diyalog bölümleri vardır.
• Trajedi türünün ilk temsilcileri; Eski Yunan edebiyatı sanatçıları Aiskhylos, Sophokles, Euripides’tir.
• 17. yüzyılda yaşamış olan Fransız edebiyatı sanatçıları Corneille ve Racine de önemli trajedi yazarlarıdır.
2) Komedi (Komedya)
insanların ve olayların gülünç yönlerini ortaya koymak; izleyenleri güldürmek ve düşündürmek amacıyla yazılmış tiyatro yapıtlarıdır.
Klasik komedinin özellikleri:
• Konu, yaşanan hayattan ve günlük olaylardan alınır.
• Kişiler, toplumun her kesiminden olabilir.
• Her türlü söze, şakaya yer verilir.
• Üslupta seçkinlik aranmaz.
• Manzum olarak yazılır.
• Kişilerin öldürme, yaralama gibi her çeşit davranışları sahnede geçebilir.
• Üç birlik kuralına uyulur.
• Birbiri ardınca süren koro ve diyalog bölümleri vardır.
• insanoğlunun eksikliklerini, gülünç biçimde göstererek onu eğitmek amacı güdülür.
• Komedi türünün ilk temsilcisi, Eski Yunan edebiyatı sanatçısı Aristophanes’tir.
• Fransız sanatçı Moliere komedi türünün en ünlü yazarıdır.
• Türk edebiyatında Batılı anlamda ilk tiyatro yapıtı olan
Şinasi’nin “Şair Evlenmesi” komedi türündedir.
3) Dram
Hayatı olduğu gibi, bütün acıklı ve gülünç yönleriyle yansıtan, sahnede gösterilmek amacıyla yazılmış tiyatro yapıtlarıdır. Dram, belli kurallara bağlı değildir; önemli olan, dramın gerçeğe uygunluğudur.
Dramın özellikleri:
• Hem acıklı hem gülünç sahneler bulunur.
• Olaylar tarihten ya da günlük yaşamdan alınabilir.
• Yer, zaman, olay birliğine uyma zorunluluğu yoktur.
• Olaylar, çirkin dahi olsa sahnede gösterilir.
• Kişiler hangi kesimden olursa olsun dramda yer alır.
• Şiir ya da düzyazı biçiminde yazılabilir.
• ingiliz sanatçı Shakespeare ve Fransız sanatçı Victor Hugo bu türde başarılı yapıtlar ortaya koymuşlardır.
• Namık Kemal’in “Vatan yahut Silistre” adlı yapıtı dram türünde yazılmıştır.
• Abdülhak Hamit Tarhan da dram türünde birçok yapıt vermiştir.
Sonraki Sayfa »

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.