SBA Edebiyat 2010

Mart 29, 2010

Güzel olan / Ümit Yaşar OĞUZCAN

Filed under: Uncategorized — Samurka @ 7:01 am

Güzel olan
Her günü seninle tekrar tekrar yaşamak
Erimek yarını olmayan zamanlarda
Durdurmak bir yerde bütün saatleri
Bütün kuralları kırıp parçalamak
Sonra varmak o yerlere
Mevsimlere dur demek
Kar yağarken çiçek açtırmak ağaçlara
Güneşi bir akşam saatinde tutup bırakmamak
Sonra doldurmak ay ışığını kadehlere
Delicesine içmek
Ve…… unutabilmek her şeyi ansızın
Sevmek seni en yücesiyle sevgilerin
Birlikte geçmiş, gelecek bütün çağları aşmak
Güzel olan
Sevmek seni Tanrılar gibi
Seninle Tanrılaşmak…

****
Her günüm seninle geçsin
o güneşe en yakın
kimsenin varamayacağı bir dağbaşında
uçsuz bucaksız uzak denizlerde
insan ayağı değmemiş ormanlarda
uzaklarda, en uzaklarda
o gemilerin uğramadığı limanlarda
ışığım ol, alınyazım ol benim
vatanım ol, evim ol
yeter ki bir ömür boyu benim ol
her günüm seninle geçsin.

Ümit Yaşar OĞUZCAN…

İKİ KALP

İki kalp arasında en kısa yol:
Birbirine uzanmış ve zaman zaman
Ancak parmak uçlarıyla değebilen
İki kol.

Merdivenlerin oraya koşuyorum,
Beklemek gövde gösterisi zamanın;
Çok erken gelmişim seni bulamıyorum,
Bir şeyin provası yapılıyor sanki.

Kuşlar toplanmışlar göçüyorlar
Keşke yalnız bunun için sevseydim seni.

CEMAL SÜREYYA

Reklamlar

Mart 26, 2010

Uyumsuz Tiyatro (absürd tiyatro) ..

Filed under: Uncategorized — Samurka @ 2:14 pm

Uyumsuz Tiyatro (absürd tiyatro) ..
Absürd tiyatro, İkinci Dünya Savaşı’nı yaşayan insanlığın içine düştüğü “ saçmalık”ların, boşuna çabaların, boşuna bekleyişlerin acısından kaynaklanan bir umutsuzluk havası içinde oluştu Ama yaşamın saçmalıklarını sergileyişiyle , umutsuzluğun “dehşetini” gösterişiyle “yeni bir umut kaynağı” diye de değerlendirilebilir Savaştan sonra bir umutsuzluk dönemi yaşanmaktadır İnsan düşüncesi anlayamadığı güçler karşısında felce uğramıştır Milyonlarca insanın ölmesi, kitle kıyımları, atomun parçalanması, kentlerin yakılıp yıkılması dehşet uyandırmaktadır Korku ve güvensizlik gibi, nedeni az çok bilinen duygular yerini nedensiz bir endişeye, bunalıma, boşunalık duygusuna bırakmıştır Daha iyi bir dünya ülküsünün yerini onarılmaz bir biçimde parçalanmışlığın kabul edilmesi almıştır Absürd tiyatro yazarları ikinci dünya savaşını yaşamış olanların ruhsal durumunu dile getirirler
Uyumsuz Tiyatro (absürd tiyatro)
Ayrıca savaş olgusunun yanında XX. yüzyılda iyice belirmeye başlayan endüstri çağının etkisi de yazarlar üzerinde etkili olmuştur .

Bu döneme değin köye, kasabaya, kente dağılmış olan küçük büyük topluluklar, dinsel inançların, gelenek ve törelerin, alışkanlıkların, sınırladığı bir dünyada yaşıyorlardı Çeşitli çevrelerden gelen bu insanlar şimdi endüstri merkezlerinde toplanıyor, korkunç bir gücün taşıyıcısı olan kitlenin içinde yeni bir yaşam düzeni kurmak ve ona ayak uydurmak zorunda kalıyorlardı Eskiden bu insanlar arasındaki uyumsuzluklar dinsel inançlarla bir dereceye kadar örtülebiliyordu ..
Şimdi yüzyıllar süresince geçerli olan değer yargılarının kırıldığı, inançların içeriğini yitirdiği materyalist bir dünyada buluyorlardı kendilerini İnsanlar birbirlerine yabancılaşmaya başlıyor, anlaşma araçları gittikçe kısıtlanıyor, birbirinin dilini bile anlayamaz hale geliyorlardı Yeni bir insan türü çıkıyordu ortaya: Toprağından, yaşadığı çevreden, doğal bağlantılarından koparılarak yapay bir ortam içine itilmiş olan ve kitle içinde tek başına kalan yalnız insan absürd tiyatroyu besleyen damarlar olmuştur
Burjuva kapitalist dünyanın neden olduğu bu yozlaşmaya ve yalnızlığa karşı burjuva dünyasının alışılageldik beylik değerlerine dayalı yaşam tarzını mutlak olumsuzlayıcı bir tepki ortaya koyarlar absürd yazarlar
Absürd oyunlarda rastlanan genel özellikleri maddeleştirecek olursak şu özellikleri sıralayabiliriz:
– İletişimsizlik
– Yabancılaşma
– İnsansızlaşma
– Gerçeğin yerinden oynatılması
– Gerçeği parçalamak, ona ayna değil de prizma tutmak
– Karşı-tiyatro, karşı-oyun, karşı-kahraman
– Sahnenin somut görüntü dili
– Grotesk ve kara güldürü
– Sanatlı uyumsuzluk
– Absürd Tiyatro, bütün kalıplara karşı çıkar, alışılmış ve yaşanmakta olan düzeni yerer, mantık sınırlarını tanımaz. Geleneksel tiyatro anlayış ve kurallarını tanımaz Absürd Tiyatro anlayışına göre her şeyi belli bir sıralama ve düzen içinde anlatmaya, canlandırmaya gerek yoktur Tiyatro ses ve hareket düzeninden ibarettir Olaylar arasında bağ kurmak gereksizdir Birbirleriyle ilgisiz olayları çarpıcı olarak vermek yeterlidir Absürd Tiyatroda ele alınan olay, olgu ya da kişi ne olursa olsun alay konusudur “Sahne, perde düzeni, giriş-çıkışlar; serim, düğüm, çözüm bölümleri umursanmaz Eser bilmeceler, semboller ve saçma denilecek tasarılarla doludur Önemli olan, bir sevinç veya kaygının sebeplerini belirtmek değil, sadece o sevinç ve tasanın biçimini, oluşunu göstermektir” (Türk Edebiyatı – Ahmet Kabaklı, s 462)
• Absürd Tiyatroda öne sürülen tez veya verilmek istenen mesaj asla açıklanmaz, onu herkes istediği gibi anlar ve yorumlar
• Haksız kadar haklı, kötü kadar iyi, zalim kadar mazlum da çoğu kez aynı ölçüde gülünç edilir
• Absürd Tiyatroda kahraman, antikahramandır Suçlu, zavallı, bilgisiz, eylemsiz ve zayıftır
• Absürd Tiyatroda amaç; seyirciyi “düşündürmek, tedirgin etmek, onun suratına, iç çirkinliklerini gösteren bir ayna tutmak”tır
• Absürd tiyatro eski, hatta arkaik geleneklere dönüştür Yeniliği, öncellerinin karmaşık bileşiminde yatar ve incelenecek olurlarsa, hazırlıksız izleyiciyi tabuları yıkan ve anlaşılmaz bir yenilik olarak etkileyen şeyin, yalnızca çok az farklılık gösteren bağlamlarda tanıdık gelen ve kabul edilebilir uygulamaların genişletilmesi,yeniden değerlendirilmesi ve geliştirilmesi olduğu görülecektir

Koltuğunda oturan seyirci, yalnızca doğalcı ve öykücü tiyatrodan hazır beklentileri nedeniyle Ionesco’nun Kel Şarkıcı’sı gibi bir oyunu şaşırtıcı ve anlaşılmaz bulacaktır Aynı seyirciyi bir müzikhole oturtun, komedyenin ve yardımcısının bir izlek ve öyküden yoksun,eşit ölçüde saçma gevezeliklerini ses çıkarmadan kabulleneceklerdir Oysa çocuklarını Alice Harikalar Diyarında’nın her yerde yapılan gösterilerinden birine götürdüğünde orada da geleneksel Absürd Tiyatronun saygın örneğini, son derece keyifli ve anlaşılabilir bir biçimde bulacaktır Bunun tek nedeni ise; alışkanlık ve kökleşmiş geleneğin halkın gerçek tiyatrodan beklentisini iyice daraltmış olmasıdır ve böylece tiyatronun alanını genişletme çabaları, kesin çizgilerle belirlenmiş bir eğlenceyi izlemeye gelen ve azıcık farklı bir yaklaşımın üzerlerinde etki bırakmasına izin verecek açıklıkta bir düşünceden yoksun olanların öfkeli tepkileriyle karşılaşır
Absürd tiyatronun yeni ve herbiri değişik bileşimlerle –ve kuşkusuz çağdaş sorunların ve düşüncelerin anlatımı olarak sergilediği eski gelenekler belki de şu başlıklarda toplanabilir:
• “Yalın ”tiyatro; yani sirk ve revülerde, akrobat,boğa güreşçisi ya da mim sanatçılarının çalışmalarında görülen biçimiyle soyut göze yönelik görüntüler
• Soytarılık,maskaralık ve çılgın sahneler
• Sözel saçmalık
• Çoğu kez güçlü bir alegorik parça taşıyan düş ve düşlem yazını
Bu başlıklar çoğu kez birbirine geçer; soytarılık soyut görüntülere olduğu gibi sözel saçmalığa da dayanır ve trionfi(zafer)alayları ve geçit törenleri gibi,böyle izleksiz ve soyut gösteriler çoğu kez alegorik bir anlamla yüklüdür
Absürd tiyatrodaki “yalın”unsur onun yazın karşıtı tutumunun, anlamın derin düzeylerde aktarılması için bir araç olarak dilden uzaklaşmasının görüntüsüdür Genet’nin ayinsel ve yalın , biçimsel eylemi kullanışında; Ionesco’nun nesnelerin çoğalmasında; Godot’yu beklerken de şapkalarla müzikhol araştırmalarında ;Adamov’un ilk oyunlarında kişilerin tutumlarının dışavurumlarında; Tardieu’nun yalnızca devinim ve sesten bir tiyatro oluşturma çabalarında ; Beckett ve Ionesco’nun bale ve mim gösterilerinde, tiyatronun önceki sözel olmayan biçimlerine bir dönüş görürüz
Soytarılık geleneğini, “Vahşet tiyatrosu”nu çağrıştıran, Dadacılık, Gerçeküstücülük gibi çağdaş sanat akımlarından etkiler alan, varoluşçu filozofların düşüncelerinden yararlanan
Absürd Tiyatronun belli başlı yazarları
Eugéne Ionesco (d1912), Jean Genet(d1910),Samuel Beckett (d1906), Arthur Adamov( 1908-1970) ,Harold Pinter(1930)
Bir akım içinde birleşmiş olmayan, her biri bağımsız bir anlayışı, ayrı bir üslubu geliştiren bu yazarların ortak noktası, insanoğlunu evren içinde tutunacak dal bulamayan,özlemlerini, beklentilerini gerçekleştiremeyen, yabancılaşmış, çevresinden kopmuş bir yaratık olarak ele almalarıdır Aşağı yukarı bütün absürd tiyatro yapıtlarında, yaşamın gerçek gereksinimleri karşısında toplumsal ilişkilerin düzenlenme sürecinde ortaya çıkan, yasaların, kurumların anlamsızlığı, mantıksızlığı, saçmalığı sergilenir İnsanoğlu tutunacak değerler ararken sürekli düş kırıklıklarına uğrar, savaşlar, baskı yönetimleri, korkular,kuşkular, hepsini saran suçluluk duygusu içinde hiçliğe doğru sürüklenir Saçmalıkların sergilenişi bir acıklı güldürü havası yaratır
Bu türün ilk önemli örneği Ionesco’nun La Cantatricechauve (1950,Kel Şarkıcı) adlı oyunudur Bu oyunu üzerine konuşurken yazarın söylediği şu sözler Absssürd tiyatroyu yaratan duyarlığın özeti gibidir “İnsan trajik değilse, gülünç ve acıklıdır”
Samuel Beckett’in En attendant Godot ( 1953,Godot’yu Beklerken) adlı oyunu ise Absürd Tiyatro’nun en büyük yankılar uyandıran ürünü olmuştur İki sirk palyaçosunun saçma sapan konuşmaları aslında zengin çağrışımlarla, ünlü yapıtlara göndermelerle doludur
Arthur Adamov insanın yalnızlığını, başka insanlarla ilişki kuramamasını işleyerek başladığı oyun yazarlığını, siyasal konulara doğru geliştirmiş, toplumsal düzenlerin savaşları yaratan özelliklerini ele alarak, insanların çıkarlara dayalı, iki yüzlü, yapmacık ilişkilerinin, uluslar, halklar arası ilişkilere nasıl yansıdığını sergilemiştir .
Ünlü yapıtı Le Profeesseur Taranne (1951, Profesör Taranne ) acımasız bir toplumsal düzende, bir profesörün nasıl ezilip yok edildiğini anlatır..

DÜNYA TİYATRO HAFTASI (20-27 Mart)

Filed under: Uncategorized — Samurka @ 11:48 am

DÜNYA TİYATRO HAFTASI (20-27 Mart)
Tiyatro gününde yazarlarımızdan Haldun Taner’in yayınladığı ulusal bildiri.
Her gece saat dokuz’da dünyanın dört bir bucağında binlerce perde açılıyor.
Her gece saat dokuz’da milyonlarca insan ışıklandırılmış bir sahneden kendi dünyasının, kendi sorunlarının yoğunlaştırılmış bir kesitini ilgi ile izliyor.
Oyalanıyor; eğleniyor, heyecanlanıyor, düşünüyor, bilinçleniyor.

Her günkü sürgit yaşamının akışı içinde tam fark edemediği, ya da edip de unuttuğu bazı ana sorunları yeni bir gözlükle görmeye başlıyor.

Tiyatrolar insanlara «Koşun, bana gelin, size ilginç bir şeyler göstere*ceğim» derler. «Gelin, beni izleyin memnun kalacaksınız» derler.

Bu alışkanlık yüzyıllardır sürüp gidiyor.

Çünkü; tiyatroda etli canlı oyunculardan, etli canlı seyircilere ve sonra yine o etli canlı seyircilerden etli canlı oyunculara geçen karşılıklı bir elekt*rik alışverişi vardır ki, bu aynı çatı altında aynı anda birbirini tamamlama ve karşılıklı etkileme olayı tiyatroya benzersiz bir toplumsal yaşantı niteliği kazandırır.

İnsanoğlu doğa karşısındaki korkularından başlayarak yüzyıllar boyunca acılarını, sevinçlerini, ihtiraslarını, düşüncelerini, düşlerini, özlemlerini, taşlamalarını, dünya görüşlerini, savaşımlarını, her şeyini somutlaştırıp dile getirmiştir.

Tiyatronun bunca yüzyıllardır varoluşu boşuna değildir, tiyatro, insan mayasının kopmaz bir öğesi, insandan ayrı düşünülemez bir gereksinmesidir. Doğada işlevini bitiren her şeyin varlığını sürdürebildiği görülmemiştir. Tiyatro sürüyorsa, sürecekse her devirde bir işlevi olduğundandır.

«Tiyatro, iki kalas bir hevestir» sözü boşuna söylenmemiş…
Tiyatronun mitolojik piri sayılan Dionisos’tan gelme bir coşkusu vardır. Bu coşku olmadan tiyatro çekici olamaz.

Her gece saat dokuz’da dünyanın dört bucağında tiyatrocular ne oynar*larsa oynasınlar sahneden salona bu coşkuyu, bu gençliği, bu gücü, bu sağlıklı havayı estirirler.

Her gece saat dokuz’da on binlerce perde dünya durdukça açılsın, dursun.

Tiyatro olmasa, insanoğlu çok eksik, çok güdük kalırdı.
Haldun Taner

Mart 23, 2010

İslamiyet Öncesi Türk Edebiyatı

Filed under: Uncategorized — Samurka @ 11:19 pm
Bilinmeyen bir tarihte başlamıştır. İslamiyet’in kabulüne kadar devam ede gelmiştir. Atlı- göçebe kültürünün izlerini taşımaktadır. Ölüm, yiğitlik, savaş, aşk konuları en çok işlenen konular olarak göze çarpmaktadır. İki koldan gelişmiştir.
a)  Sözlü Edebiyat
Şaman , kam baksı ozan adı verilen sanatçılar tarafından icra edilmiştir. Bu sanatçılar “kopuz”adı verilen bir saz aleti kullanırlardı. Doğuşu her ne kadar dini törenlere dayansa da zamanla din dışı konular da gelişmiştir.
ü  Hece ölçüsü kullanılmıştır.
ü  Aşk doğa ölüm konuları sık işlenmiştir.
ü  Anomin özellik taşımaktadır.
ü  Yarım kafiye kullanılmıştır.
ü  Koşuk , sav, sagu ,destan başlıca ürünleri sayılır.

KOŞUK
Kopuz eşliğinde “sığır” denilen sürek avlarında söylenen lirik şiirlerdir. Günümüzdeki “koşma”ların ilk versiyonu sayılırlar. Kafiye şeması “aaab,cccb,dddb”şeklindedir.
SAGU
Yuğ adı verilen ölü törenlerinde ölümün acısının hafifletmek amacıyla söylenen günümüz “ağıt”larının ilk versiyonuna denir. Hece ölçüsünün 7’li-8’li parçaları sıkça kullanılmıştır.
UYARI: Bilinen en eski sagu :“Alp er Tunga”sagusudur.
SAV
Atasözü demektir. Atasözlerimiz ilk defa “Divan-ı Lugati’t Türk”kitabında bir araya getirilmiştir.
DESTAN
Toplumu derinden etkileyen savaş, kıtlık, afet vb. olayların olağanüstülüklerle bezendirilerek anlatıldığı manzum (bazen nazım- nesir karışık)uzun hikâyelere denir.
Destanlar “Doğal-Yapay”olmak üzere ikiye ayrılır.
1)          DOĞAL DESTANLAR
Gerçekte var olan herhangi bir olayın milletin dilinde yüzyıllar süren bir anlatımdan sonra bir ozan tarafından kaleme alınması sonucu oluşan destanlara denir.
Dünyadaki en önemli doğal destanlar
Kalevala   ………………..  FİNLANDİYA
Mahabharata …………… HİNT
Ramayana      …………… HİNT
Şant do Rölant…………   FRANSIZ
Nibelungen……………… ALMAN
İgor ……………………… RUS
Beovful ………………..    İNGİLİZ
İliada   ………………… YUNAN
Odyssa  ……………….   YUNAN
Şehname  ………………İRAN
Gılgameş………………..SÜMER
Oğuz Kağan  ……………TÜRK
Ergenekon   ………………TÜRK
Manas  ………………….  KIRGIZ        aittir.
2)          YAPAY DESTANLAR
Herhangi bir olaydan yola çıkarak bir ozanın destan kurallarına riayet edip oluşturduğu şiirlere denir.
Yapay Destanlar:
Kaybolmuş Cennet ( Milton)
Kurtarılmış Kudüs ( Tasso)
İlahi Komedya (Dante)
Üç Şehitler Destanı ( F. Hüsnü Dağlarca)
Çanakkale Şehitlerine (M. Akif)
TÜRK DESTANLARININ ÖZELLİKLERİ
ü  Çoğunlukla manzumdurlar (şiir şeklinde)
ü  Anonimdirler
ü  Oluştukları dönemlerin özelliklerini taşımaktadırlar.
ü  Olağanüstü özellikleri çokça bulunmaktadır.
ü  Çok sonra yazıya geçirilmişlerdir.
BAŞLICA TÜRK DESTANLARI
SAKA TÜRKLERİNİN DESTANLARI
ü  Alp Er Tunga Destanı: Türk-İran savaşlarıyla Alp Er Tunga’nın yiğitliklerinin anlatıldığı destanlardır.
ü  Şu Destanı: İskender ile Türkler arasındaki savaşların ve Hükümdar Şu’nun destanıdır.
HUN TÜRKLERİNİN DESTANLARI
ü  Oğuz Kağan Destanı: Hun Hükümdarı Mete’nin yiğitliklerini, ülkesini genişletip oğulları arasında nasıl bölüştürdüğünü anlatan destandır.
GÖKTÜRK DESTANI
ü  Bozkurt Destanı: Savaşta yaralanan bir Türk’ün, dişi bir kurt tarafından kurtarılmasını, korunmasını ve Türklerin sözü edilen kurtla bu Türk’ten çoğaldığı anlatılır.
ü  Ergenekon Destanı: Bir yenilgi sonunda Ergenekon’a çekilen Türklerin orada çoğalıp, bir demir dağı erittikten sonra öçlerini alışlarını anlatan destandır.
UYGUR TÜRKLERİNİN DESTANLARI
ü  Türeyiş Destanı: Uygur hakanının, üç kızını insanoğluyla evlendirmeyi uygun bulmayarak tanrıya, kızlarıyla evlenmesi ve Uygur Türklerinin bu evlenmeden çoğaldığı anlatılır.
ü  Göç Destanı: Türklerin, Kutsal taşı Çinlilere vermeleri üzerine, tanrı tarafından cezalandırılmaları kuraklığın başlaması nedeniyle de göç etmeleri anlatılır.
B ) YAZILI EDEBİYAT
Türklerin GÖKTÜRK alfabesini kullanmasıyla başlayan dönemdir. Daha eskilere ait maalesef herhangi bir eserimiz yoktur. Tarihi bilinen en eski yazıtımız(mezar taşı): Çoyren (687–692)dir.
Tarihimizin ve dilimizin ilk en önemli belgeleri Göktürk Yazıtlar(Orhun Kitabeleri)dir.
ü  Doğu Göktürklerine aittirler.
ü  720,732,735 yıllarında dikilmişlerdir.
ü  Vezir Tonyukuk, Bilge Kağan, Kültigin adına dikilmişlerdir.
ü  Yollug Tigin adlı bir yazara yazdırmıştır.
ü  Öz Türkçe ile yazılmıştır.
ü  Hakanlar Göktürkleri nasıl birleştirdiklerini, devleti nasıl idare ettiklerini, gelecek kuşakların ne yapmalarını anlatan bir nutuk (söylev)tur.
ü  Aslında birer mezar taşı olarak tasarlanmışlardır.
ü    Taşların üç tarafı Göktürk alfabesiyle bir tarafı da Çince yazılmıştır.
ü    Eserler şu an MOĞALİSTAN sınırları içindedir.
ü    1900’ lü yılların başında Strahlanberk tarafından bulunmuş, Danimarkalı Thamson tarafından okunmuşlardır.

İslamiyet’in Kabülünden Sonraki Türk Edebiyatı

Filed under: Uncategorized — Samurka @ 11:15 pm
Talas savaşından sonra Türkler kabileler halinde Müslüman olmaya başlamıştır. Karahan Devletinin hükümdarı Satuk Buğra Han zamanında İslamiyet resmi din olarak kabul edilmiştir.(942) Bu tarihten sonra İslam’a dair eserler verilmeye başlanmıştır. Bu geçiş dönemine ait en önemli eserler şunlardır:
a)                  Divan-ı Lügati’t- Türk.( Türk Dilinin Sözlüğü)     ( 1072–1074  )
ü    Kaşgarlı Mahmut yazmıştır.
ü    Araplara Türkçeyi öğretmek amacıyla yazılmıştır.
ü    1074 yılında bitirildiği düşünülüyor.
ü    Türkçenin ilk sözlüğüdür.
ü    Türklere ait gelenek göreneklerden tarihten folklordan bahsettiği için bir ansiklopedi özelliği taşımaktadır.
ü    Kitapta 7500 kelimenin Arapça karşılığı verilmiş olup ayrıca halk şiirleri, atasözleri, deyimler kullanılmıştır.
ü    Ebu’ l Kasım’ a sunulmuştur.
ü    Hakaniye Türkçesi ile yazılmıştır.

b)                 Kutatgu Bilig  (Mutluluk Veren Bilgi)  (1069- 1070 )
ü                      1069–1070 tarihlerinde Yusuf HAS Hacip tarafından yazılmıştır.
           Türk edebiyatının ilk siyasetnamesidir.
ü    Öğretici bir nitelik taşımaktadır.
ü    Tapgaç Buğra Han’a sunulmuştur.
ü    Devletin nasıl yönetilmesi gerektiği vurgulanmıştır.
ü    Hakaniye (Doğu ) Türkçesi ile yazılmıştır.
ü    6645 beyitten müteşekkildir.
ü    Eserde öğütler; devlet, akıl saadet, adalet sembolleriyle verilmiştir.
ü  Hakaniye  Türkçesi ile yazılmıştır.
c)      Divan-ı Hikmet
ü  Hoca Ahmet Yesevi tarafından yazılmıştır.
ü  İlahi aşk kavramı ilk defa bu eserde kullanılmıştır.
ü  Yesevi tarikatının esasları ve dinin temel öğretileri anlatılmıştır.
ü  12. yy da yazılmıştır.
ü  Hece ölçüsüyle halk dili kullanılmıştır.
ü  Hakaniye Türkçesi ile yazılmıştır.
d)     Atabet’ül Hakayık  (Hakikatlerin Eşiği)
ü  Yüknekli Edip Ahmet tarafından yazılmıştır.
ü  12. yyda yazılmıştır.
ü  Eserde ahlakın önemi ve yolları üzerinde durulmuştur.
ü  Beyit ve dörtlükler bir arada kullanılmış. Dolayısıyla aruz ve hece vezni birlikte kullanılmıştır.
KİTAB-I DEDE KORKUT
ü  Destandan halk hikâyesine geçiş döneminin ürünüdür.
ü  12 hikâyeden oluşur.
ü  Olağanüstü olaylarla gerçeğe uygun olaylar eserde iç içedir.
ü  Türklerin eski yaşam tarzları ile ilgili ayrıntılar yanında İslam dini ile ilgili özelliklerde vardır.
ü  Eserde geçen ‘’Dede Korkut’’meçhul bir halk ozanıdır.
ü  Hikâyelerde oğuzların çevredeki boylar ile aralarındaki savaşlar ve kendi iç mücadeleleri yer alır.
ü  Hikâyelerin konuları; aşk, yiğitlik gösterisi, kahramanlık, boylar arasındaki savaştır.
ü  15. yy’da kaleme alınmıştır.
ü   Eserin yazarı belli değildir. “
ü  Nazım ile nesir iç içedir.
ü  Hakaniye lehçesi kullanılmıştır.

Türk Halk Edebiyatının Özellikleri

Filed under: Uncategorized — Samurka @ 11:09 pm
ü     İslamiyet’ten günümüze kadar kesintisiz gelen bir edebiyattır.
ü  Halk içinde yetişmiş ozanları icra ettiği bir edebiyattır.
ü  Temelinde sözlü bir gelenek vardır.
ü  Dili sadedir.
ü  Dörtlük ve yarım kafiye esaslıdır.
ü  Hece ölçüsü kullanılmıştır.
ü  Halkın dertlerini, sevinçlerini, her türlü duygularını işlemektedir.
ü  Bu edebiyatı genellikle “aşık”adı verilen sazlarıyla yazdıklarını besteleyip köy köy dolaşan ozanlar icra etmiştir.
ü  Koşma, destan, semai, varsağı, mani, ağıt, türkü, bilmece, atasözü, devriye, şathiye, ilahi, deme gibi çeşitli nazım şekilleri vardır.
ü  Kendi arasında : “Âşık Anonim, ,Dini-Tasavvufi olmak üzere 3’e ayrılır.

Aşık Edebiyatı

Filed under: Uncategorized — Samurka @ 11:05 pm
ü   İslamiyet’ten önce başlamıştır.
ü   Eskiden “kam,baksı” adı verilen ozonlara bu dönemde “AŞIK”adı verilmiştir.
ü   Âşıklar şiirlerini bağlama adı verilen sazlarla köy köy dolaşıp söylemiştir.
ü   Hece ölçüsü kullanılmıştır.
ü     Dili sadedir.
ü   Nazım birimi dörtlüktür, yarım kafiye kullanılmıştır.
ü   Son dörtlükte şairin mahlası(adı) kullanılır.
ü     Şairler şiirlerini “CÖNK” adı verilen defterde toplarlardı.
ü     Aşk, ölüm, gurbet, ayrılık konuları sıklıkla ilenmiştir.
ü     Coşkulu, lirik bir söylenişi vardır.
ü     Koşma, mani, türkü, semai, varsağı destan gibi biçimleri mevcuttur.
ü     17. yüzyıldan sonra divan edebiyatından etkilenmeye başlamıştır.

                                             KOŞMA
ü     Aşk, ayrılık, gurbet gibi geniş çerçeveli konuların işlendiği bir türdür.
ü     11’li hece ölçüsüyle yazılır.
ü     En az 3 en fazla 6 kıtadan oluşur.
ü     Dili sadedir.
            Kafiye düzeni “abab,cccb,dddb…”şeklindedir.
ü     Son dörtlükte şairin mahlası bulunur.
ü     Koşmanın konularına göre “güzelleme, koçaklama, ağıt, taşlama”adlı türleri vardır.
ü     GÜZELLEME: İnsan ve doğa sevgisinin lirik bir edayla işlendiği koşmalara denir.
ü     KOÇAKLAMA: Savaş, yiğitlik, kahramanlık gibi konuları işleyen koşmalara denir.
ü     AĞIT:  Ölen kişinin arkasından duyulan acının ve onun iyiliklerinin işlendiği koşmadır.
ü     TAŞLAMA: Toplumun veya bireylerin aksayan yönlerini eleştiren koşmalara denir.
VARSAĞI
ü    Toros Dağları ve Adana civarında yaşayan “VARSAK” boylarının söyledikleri türkülere denir.
ü    Kafiye düzeni koşma gibidir.
ü     4+4 şeklinde 8’li ölçüyle söylenir.
ü    “BRE, BEHEY, HEY “ nidaları sıklıkla kullanılmıştır.
ü    En az 3 en fazla 5 dörtlüktür.
SEMAİ
ü   Özel bir ezgiyle söylenen bir türdür.
ü   Kafiye düzeni koşma ile aynıdır.
ü   4 + 4 =8 ‘li ölçüyle yazılır.
ü   3–5 dörtlükten oluşur.
DESTAN
ü   6+5 ‘li hece ölçüsüyle söylenir.
ü   Halk edebiyatının en uzun nazım biçimidir.
ü   Kendine özgü bir söylenişi vardır.
ü   Kafiye düzeni koşma ile aynıdır.
ü   Ayaklanma, kıtlık, savaş, hastalık gibi toplumsal konular işlendiği gibi bireysel konuların işlendiği destanlar da vardır.
ü   Dörtlük sayısında sınırlama yoktur.
                                    B)         ANONİM TARZI TÜRK HALK EDEBİYATI
ü          Halkın ortak ürünüdür.
ü          Yüzyıllar süren gelişim gösterir.
ü          Hece ölçüsü kullanılmıştır.
ü          Halkın yaşamından otaya çıkmıştır.
ü          Sözlü ürünlerdir, çok sonraları birileri tarafından yazıya geçirilmişlerdir.
ü          Türkü, destan, masal, ninni, bilmece, mani, halk hikâyeleri gibi nazım şekilleri vardır.
TÜRKÜ
ü            Belli bir ezgiyle söylenir.
ü            7,8,11,14 ‘li ölçülerle söylenir.
ü            Hemen her konuda söylenir.
ü            Bölgesel özellik ve ad değişikliğine uğrayabilir.
MANİ
ü               “aaxa” şeklinde kafiyelenir.
ü               4+3 şeklinde ölçüsü vardır.
ü               İlk iki dizesi ayrık yani hazırlık özelliği taşımaktadır. Asıl mesaj üçüncü dizede verilir.
ü               Her konuda söylenebilir.
ü               Düz, cinaslı ve artık mani gibi çeşitleri vardır.
NİNNİ
ü                  Annelerin bebeklerini uyutmak amacıyla belli bir ezgi ile söylediği parçalardır.
ü                  Çocukların psikolojisi üzerinde etkilidir
ü                  Manzum özelliktedirler.
BİLMECE
ü     Çoğunlukla cevabı içinde saklı bulunan ve düşünceyi geliştirmek amacıyla türetilen soru biçimlerine denir.
ü     Güzel vakit geçirmek amacıyla çıkarıldıkları düşünülmektedir.
ü     Manzum – mensur şekilleri vardır.
ATASÖZLERİ
ü     Yüzyıllar süren tecrübeler sonunda ortaya çıkan özlü sözlerdir.
ü     Kelimeleri değiştirilemezler.
ü     Aynı konuda birbiriyle çelişen atasözleri olabilir.
               C)        DİNİ-TASAVVUFİ  (TEKKE)  TÜRK HALK EDEBİYATI
ü  Hem hece hem de aruz ölçüsü kullanılmıştır.
ü  Eserlerde genellikle Allah sevgisi işlenmiştir.
ü  Hem dörtlük hem beyit kullanılmıştır.
ü  Dil halkın kullandığı dil olmakla beraber Arapça-Farsça kelimelerde kullanılmıştır.
ü  Bu eserleri daha iyi anlayabilmek için belli bir dini bilgiye sahip olmak gerekir.
ü  Bu eserlerde dönemin çarpıklıkları da işlenmiştir.
ü  Şairler genellikle dini eğitim almışlardır.
ü  İlahi, nefes, şathiye, nutuk, devriye, hikmet gibi nazım şekilleri vardır.
İLAHİ
ü     Hecenin 7’li-11’li kalıbıyla belli bir ezgiyle söylenen coşkulu şiirlerdir.
ü     Allah’ın aşkı ve O’na kavuşma arzusu işlenir.
ü     Hem hece hem de aruzla yazılan ilahiler vardır.
ü     İlahi’ye Aleviler “Deme”, Bektaşiler “Nefes” Mevleviler “Ayin” adını vermişlerdir.
NUTUK
ü     Tekkede tarikata yeni giren müritlere dinin ve tarikatın esaslarını aktarmak için yazılan şiirlere denir.
ü     11’li hece ölçüsü ile yazılır.
ŞATHİYE
ü                  Dinin bazı inceliklerini alay edermişçesine anlatan şiirlere denir.
ü                  Birçok şair bu şiirlerden dolayı horlanmış hatta öldürülenler de olmuştur.

Halk Edebiyatının Temsilcileri

Filed under: Uncategorized — Samurka @ 10:58 pm
YUNUS EMRE
ü     Engin hoşgörüsü, insan sevgisiyle sadece bizim değil bütün dünyanın beğenisini kazanmış eşsiz bir şair, fikir adamıdır.
ü     İlahi aşkı ve insan sevgisini eserlerinde işlemiştir.
ü     Hem aruzu hem de hece veznini kullanmıştır.
ü     Şiirlerinde dili oldukça sadedir, zamanının halk dilini kullanmıştır.
ü     Nazım biçimi olarak “ilahi”yi seçmiştir. 
ü     “Risalet’ün Nushiye (Nasihatlar Kitabı) ve Divan” adlı kitabı vardır.
PİR SULTAN ABDAL
ü   Halk edebiyatında lirik şiirin öncülerindendir.
ü   Halk içinde çok sevildiği için isimsiz birçok şiir onun adında yayımlanmıştır.
ü   Tasavvufu, halkın anlayışıyla birleştirmiştir.
ü   Bütün şiirlerini hece ölçüsüyle yazmıştır.
ü   Dili oldukça sadedir.
ü   Bektaşi tarikatına mensup olduğu için “nefes”leri ünlüdür.

HACI BEKTAŞI VELİ
ü     Bektaşi tarikatının kurucusudur
ü     Büyük bir bilgindir.
ü     Orta Anadolu’da etkin olmuştur.
ü     Malakat”adlı Arapça eseri ünlüdür.
KAYGUSUZ ABDAL
ü   Kendisinden önceki şairlerden etkilenmiştir.(Özellikle Yunus’tan)
ü   Hem hece hem de aruz veznini kullanmıştır.
ü   Alaylı, nükteli, eleştirili şiirler yazmıştır.
ü   Edebi yazıları da vardır.
ü   Budala-name, Mugaalet-name”adlı eserleri vardır.
KAYIKÇI KUL MUSTAFA
ü     17. yüzyılın önemli yeniçeri şairlerindendir.
ü     Kahramanca şiirleriyle tanınmıştır.
ü     “Genç Osman” destanıyla tanınmıştır.
ü     Divan şiirinden etkilenmemiştir.
KÖROĞLU
ü     Başkaldırının, isyanın şairidir.
ü     Din dışı konularda şiirler yazmıştır.
ü     Sultan Murat (II.) zamanında savaşlara katılmıştır.
ü     Köroğlu adlı halk kahramanıyla aynı adı ve özellikleri taşıdığı için ikisi aynı kişi olarak anılmıştır.
DADALOĞLU
ü     Toroslar bölgesinde yaşamış.
ü     Devlet yönetiminin aşiretiyle olan mücadelesi üzerine söylediği:
“ferman padişahınsa dağlar bizimdir”dizelerinin nakarat olarak kullanıldığı şiiri oldukça beğeni toplamıştır.
ü       Varsağı , semai ve destanları meşhurdur.
ü       Türküler yazmıştır.
KARACAOĞLAN
ü     Şiirlerini sade bir dille yazmıştır.
ü     Hece ölçüsünü ustalıkla kullanmıştır.
ü     Saz şairliğinin piri sayılır.
ü     Din dışı konularda yazmıştır.
ü     Koşmaları oldukça sevilmiştir.
ü     Kuvvetli lirik egemenliği hâkimdir şiirlerine.
ü     Anadolu’yu at sırtında gezip şiir söylemiştir.
ÂŞIK ÖMER
ü     İyi bir eğitim almamasına karşın şairler arasında yeteneğiyle kendine en üstte yer edinmiştir.
ü     Devrinin idarecilerini, dinini görünüş için yaşayanlarını eleştirmiştir.
ü     Aruzu kullanmıştır. Ancak hece ölçüsünde asıl karakterini bulmuştur.
DERTLİ
ü     18. yüzyılın sonlarında yaşamıştır.
ü Hem hece hem de aruz ölçüsünü kullanmıştır.
                Lirik koşmalarıyla tanınmıştır.
ü Divan ‘ı taş baskıyla basılmıştır. 
EMRAH
ü     Erzurumludur.
ü     Divan edebiyatından etkilenmiştir.
ü     Gazel, murabbalar yazmıştır.
ü     Koşma ve semaileriyle tanınmıştır.
GEVHERİ
ü    İnce bir söyleyiş, derin bir bilgi içeren şiirleri halk arasında çok sevilmiştir.
ü    Divan edebiyatında etkilendiği için mazmun ve yabancı sözcükleri çokça etkilenmiştir.
ü    Koşmaları ve taşlamaları oldukça ünlüdür.
BAYBURTLU ZİHNİ
ü    Divan edebiyatına çokça dalmaya çalışmıştır.
ü    Saz şairi olarak ün kazanmıştır.
ü    Divan’ı, Sergüzeşt-name”adlı kitapları vardır.
ÂŞIK VEYSEL
ü    Çocuk yaşta kör olması ona derin bir duygu zenginliği vermiştir.
ü    Yurt, insan ve toprak sevgisini iliklerine kadar hisseden, bunu şiirlerinde işlemiştir.
ü    Halk edebiyatının ve son dönem edebiyatımızın usta şairlerindendir.
ü    Sivas Şarkışla   Sivri alan köyünde doğmuş ve yaşamıştır.

Divan Edebiyatı (Türk Klasik Edebiyatı – Eski Edebiyat)

Filed under: Uncategorized — Samurka @ 10:53 pm
İslamiyet’in kabulünden sonra Türkler yaşamın her alanında Araplardan, Farslardan etkilenmişlerdir. Bu etkileşimin en belirgin olduğu alanların başında edebiyat göze çarpmaktadır.
ü         13. yy dan dan itibaren şair ve yazarlar Fars- Arap etkisine girmeye başlamıştır.
ü         Şairler şiirlerini “DİVAN” adını verdikleri bir kitapta topladıkları için bu edebiyatına “Divan Edebiyatı” denilmiştir.
ü         Ayrıca “klasik-eski –zümre edebiyatı” da denilir
ü    Bu edebiyatın özünde dinde tasavvuf vardır.
ü    Dil çoğunlukla halkın anlayacağı tarzda değildir.
ü    Arap ve Fars edebiyatı örnek alınmıştır.
ü    Saraydan destek gördüğü için “saray edebiyatı” da denilmiştir
ü    Ölçü olarak “aruz ölçüsü” kullanılmış.
ü    Çoğunlukla aşk, şarap, kadın övgü, din, ahlak, tasavvuf konuları işlenmiştir
ü    Kafiye hem göz hem de kulak için anlayışı hakimdir.
ü    Zengin ve tam kafiye sıklıkla kullanılmıştır.
ü    Divan dışında beş mesnevinin toplandığı kitaba “hamse” denilir.
Nazım biçimleri “beyitle” yazılanlar: Gazel, kaside, mesnevi,
ü    “bentlerle”yazılanlar:rubai, tuyuğ,şarkı,terkib-i bent,terci-i bent,murabba

BEYİTLERLE YAZILAN NAZIM ŞEKİLLERİ
1 ) GAZEL
ü    Güzellik, aşk, kadın, şarap gibi konuları işleyen nazım türüdür.
ü    Araplarda Farslara onlardan da Türklere geçmiştir.
ü    Gazelin ilk beyitine “matla”son beyitine “makta” denir.
ü    En güzel beyitine “beyt’ül gazel ya da şah beyit” denir
ü    Kafiye şeması: “aa,ba, ca da…” şeklindedir.
ü    “En az beş en fazla on beş beyit” ten oluşur.
ü    Konu birliği yoktur. Her beyit başka bir konudan bahsedebilir.
              2 ) KASİDE
ü    Herhangi bir kişiyi ya da durumu övmek amacıyla yazılan şiirlerdir.
ü    En 33 en fazla 99 beyitten oluşur.
ü    İlk beyitine matla, son beyitine makta, şairin adının bulunduğu beyite taç beyit adı verilir.
ü    Kafiye düzeni gazelle aynıdır.
ü    Allah’ın birliğini anlatan kasidelere: TEVHİT
ü    Allah’a dua etmek için yazılanlara: MÜNACAAT
ü    Herhangi bir şahsı övmek için yazılanlara: METHİYE
ü    Peygamberleri övmek için yazılanlara: NAAT
ü    Birini eleştirmek için yazılanlara: HİCVİYE
ü    Ölen birinin arkasından yazılanlara MERSİYE kasidesi denir.
ü    Kaside: nesip-girizgâh-methiye-tegazzül-fahriye-dua bölümlerinden oluşur.
ü    En önemli kasideci NEFİ’dir.
             3 ) MESNEVİ      
ü       Roman ve hikâyenin yerini tutan çoğunlukla uzun konuların işlendiği nazım biçimine denir.
ü       Her beyit kendi arasında kafiyeli olduğu için uzun yazılmaya imkân vermiştir.
ü       Beyit sınırı yoktur.
ü       Çoğunlukla hikemi konular, efsaneler, kahramanlık ve aşk konuları işlenmiştir.
ü       Leyla-Mecnun mesnevisi en çok okunan olmuştur.
UYARI: Bunların dışında uzun ve kısa mısraların ard arda sıralanmasıyla yazılan Müstezat, günümüz manileri gibi kafiyeleşen kıt’alar da yazılmıştır. Kıtalar aaxa şeklinde kafiyelenir.
BENTLERLE YAZILAN NAZIM ŞEKİLLERİ
1)  TERKİB-İ BENT
ü      5 ile 15 bent arasıda değişir uzunluğu.( 15 ten fazla olan da var)
ü      Her bent 8–15 beyit arasında değişir.
ü      Didaktik, felsefi, eleştiri konularında yazılır.
ü      Gazel gibi kafiyelenir.
ü      Ziya Paşa’nın terkib-i bendi meşhurdur
2)  TERCİ-İ BENT
ü      Terkibi-i bente benzer.
3 ) TUYUĞ
ü      Divan edebiyatına Türklerin kattığı bir türdür.
ü      Felsefi konular işlenmektedir.
ü      Kadı Burhanettin’in tuyuğları meşhurdur
4 ) RUBAİ
ü   Kafiyelenişi aaxa şeklindedir.
ü   Aruzun belli kalıplarıyla yazılır.
ü   Felsefi ve hikemi derinliği olan konular işlenmiştir.
ü   İran’da ÖMER HAYYAM, Türk edebiyatında MEVLANA ‘nın rubaileri meşhurdur.
5 )  ŞARKI
ü       Türklerin divan edebiyatına kattığı bir türdür.
ü       Aşk kadın şarap konuları işlenmiştir.
ü       Nedim bu türün en önemli temsilciliğini yapmıştır.
ü       Üçüncü mısrasına “miyan” denir.
                                           

DİVAN EDEBİYATININ ŞAİR VE YAZARLARI

Filed under: Uncategorized — Samurka @ 10:49 pm
HOCA DEHHANİ
ü    Divan edebiyatının kurucusu kabul edilir.
ü    Yirmi bin beyitlik “Selçuk Şehnamesi”adlı kitabı vardır.
ü    Vatan hasreti ile ilgili şiirleri vardır.
MEVLANA
ü      Mevlevi tarikatının kurucusudur.
ü      Mesnevi adlı yüz bin beyitlik eseri vardır
ü       Divan-ı Kebir, Mektubat adlı eserleri de vardır.
ü      13.yy. tasavvuf şairidir.
ü      Bütün eserlerini Farsça yazmıştır.
NECATİ BEY
ü    Divanı vardır.
ü    Millileşme akımını savunmuştur.
ü    Eserlerinde sade bir dil kullanmıştır.
ü    Divan şiirine bir yerlilik, bir ulusallık kazandırmaya çalışmıştır.

AHMEDİ
ü       14. yy. da tanınmış bir şairdir.
ü       İran edebiyatının bütün özelliklerini edebiyatımıza katmaya çalışmıştır.
ü       Din dışı konularda şiirler yazmıştır.
ü       “Cemşit u Hurşit, İskendername Divan’ı”adlı eserleri vardır.
ŞEYHİ
ü     15. yyda yaşamıştır.
ü    Tasavvufi şiirleri ağırlıktadır.
ü    Çağının dil inceliklerini eserlerinde yansıtmıştır.
ü    Devrinin bozukluklarını bir eşekten yola çıkarak şikâyet ettiği        “HARNAME”adlı kitabı meşhurdur. Bu kitap birçok yönüyle fabl özelliği taşımaktadır.
ü    Harname, Hüsrev ü Şirin ve Divan adlı kitapları vardır.
ALİ ŞİR NEVAİ
ü    Çağatay Türk edebiyatını en önemli temsilcisi sayılır
ü    “Muhakemet’ül Lugateyn”adlı kitabıyla Türkçe-Farsçayı karşılaştırmış ve Türkçenin Farsçadan üstün olduğunu söylemiştir.
ü    “Hamse” (beş mesnevi) sahibidir.
ü    İlk bibliyografya kitabımız (şairlerin hayatını almış) olan “Mecalisü’ün Nefais”adlı kitabı vardır.
ü    Türkçenin musiki ve vezin kalıplarını içeren Mizanül Evzan adlı kitabı vardır.
ü    Devlet adamlığı yapmıştır.
FUZULİ
ü    Duygu, düşünüş ve edebiyat açısından Türk edebiyatının en büyük şairi sayılır.
ü    Lirik şiirleri oldukça meşhurdur.
ü    Platonik bir aşk anlayışı vardır.
ü    Azeri Türkçesini kullanmıştır.
ü    Uçsuz bir hayal dünyasına, derin bir bilgiye sahiptir.
ü    Kerbela da türbedarlık yaptığı söylenir.
ü    Ona göre şair bilgisiz olamaz, ilham olmadan şiir yazılmaz. Şiir bir Allah lütfüdür.
ü    “Şikâyetname” adlı eseri devrin bozukluklarını anlatan “hiciv”dalında ilk mektuptur.
ü    Türkçe Divanı, Farsça Divanı, Arapça Divanı, Hadikat’üs Süeda, Beng ü Bade, Leyla ü Mecnun Mesnevisi, Hadisi Erbain, Şikâyetname adlı kitapları vardır.
ü     
SİNAN PAŞA
ü    15.yüzyılın nesir yazarıdır.
ü    Dili oldukça süslüdür.
ü    “Tazarru -name”adlı eseri oldukça meşhurdur. Seciler ve söz sanatlarıyla doludur.
BAKİ
ü       Şairlerin sultanı lakabıyla anılır(sultan’uş şuara)
ü       Kanuni’nin iltifatına çokça mazhar olmuştur.
ü       Genellikle din dışı konularda şiir yazmıştır.
ü       Ahenk ve kulak için kafiyeye çok düşkündür.
ü       16.yyda yaşamış en büyük şairdir.
ü       Divan’ı ve Kanuni Mersiyesi meşhurdur.
ü        
NEFİ
ü    Kasidenin Türk edebiyatındaki tartışmasız lideridir.
ü    Övdüğünü göğe çıkarır, yerdiğini yerin dibine geçirir. Sınırlaması yoktur.
ü    Dili oldukça süslüdür.
ü    Öldürüldüğü söylenir şiirleri yüzünden.
ü    “Sihamı- Kaza adlı eseri vardır.
KÂTİP ÇELEBİ
ü    “Cihan-numa, Keşf’uz Zunün, Mizan’ül- Hak”adlı eserleri vardır.
ü    Didaktik eserler yazmıştır.
BAĞDATLI RUHİ
ü Toplumcu bir özelliğe sahiptir.
ü Döneminin aksaklıklarını terki-i bentleriyle eleştirmiştir.
ü Tarikata girmesine rağmen din dışı şiirleri vardır.
NABİ
ü    Asıl adı Yusuf’tur.
ü    17. yy da yetişmiştir.
ü    Didaktik – hikemi şiirin edebiyatımızdaki en iyi temsilcisi sayılır.
ü    Akıcı ve düzgün bir dili vardır.
ü    Oğlu için yazdığı “Hayriye”adlı kitabı meşhurdur.
ü    Farsça ve Türkçe Divanı, Hayrabat, Sürname adlı kitapları vardır
EVLİYA ÇELEBİ
ü    Edebiyatımızın seyahat yazarlarının piridir.
ü    “Seyahat-name” adlı eseri vardır.
NEDİM
ü    Lale Devri (18. yy) nin eğlencelerini eserlerinde en iyi yansıtan şairdir.
ü    Şiirde mahallileşme akımını başlatan ve yerleştiren şairdir.
ü    Tasavvufun etkisinde kalmayan tek şairdir.
ü    İstanbul Türkçesi ile yazmıştır.
ü    Halk dilini, inanışlarını şiirlerinde işlemiştir.
ü    Divan edebiyatının klasik söylemlerine(mazmun) yenilerini katmıştır.
ü    “Şarkı” nazım şeklini en ustaca kullanan şair olmuştur.
ü    Hece vezniyle şiirleri de vardır.
ŞEYH GALİP
ü    Divan edebiyatının son büyük şairidir.
ü    Yenileşme hareketlerine uygun şiirler yazmıştır, halk söylemlerini eserlerinde kullanmıştır.
ü    Hece ölçüsüyle şiirler yazmıştır.
ü    Genel olarak dili süslü ve ağırdır.
ü    “Hüsn ü Aşk” adlı mesnevisi meşhurdur. 
Sonraki Sayfa »

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.