SBA Edebiyat 2010

Kasım 22, 2010

Öğretmenliğin ABC’si…

Filed under: 24 Kasım Öğretmenler Günü,Öğretmenliğin ABC'si — Samurka @ 10:22 pm
Öğretmen; öğretme işini görev edinen kişiye denir. Öğretmenlik bir meslektir. Kişinin öğretmen olabilmesi için öğretmen yetiştiren bir okulu bitirmesi gerekir. İlkokullarda öğretmen Sınıf Öğretmenidir. Sınıfın bütün derslerini aynı öğretmen okutur. Ortaokul ve Liselerde ders öğretmenliği vardır. Meslek okullarında dersler özel şekilde yetiştirilmiş meslek öğretmenleri tarafından işlenir.
Eskiden öğretmene “Muallim”, öğretmen yetiştiren okula da “Muallim Mektebi” denirdi. Ülkemizde öğretmen okulu ilk kez 16 Mart 1848’de açıldı.

Osmanlı İmparatorluğu döneminde eğitime ve öğretime önem verilmiyordu. Az sayıda okul vardı cumhuriyetin ilanıyla birlikte yurdumuzun her yanına yeni yeni okullar açıldı. Okul çağında olanlar bu okullarda okumaya başladı.
Atatürk, eğitimin, öğretimin yayılmasından, yaygınlaşmasından yanaydı. 1928 yılında Arap harflerinin kaldırılıp yerine bugün kullanmakta olduğumuz Türk harflerinin kabulü tüm yurtta sevinç yarattı. Halkın yeni harfleri kısa sürede öğrenip daha çok yurttaşın okur – yazar olmasını sağlamak amacıyla yoğun bir çalışma başladı. Okuma – yazmayı yaygınlaştırmak için okul çağı dışındaki yurttaşlara okuma – yazma öğreten okullar açıldı. Bunlara Millet Mektepleri adı verildi.
Atatürk, Ulus Okulları dediğimiz Millet Mektepleri’nde yazı tahtasının başına geçerek dersler verdi. Bakanlar kurulu 11.11.1928 günü yaptığı toplantıda Ata’ya Ulus Okullar Başöğretmenliği sanını verdi. 24 Kasım Atatürk’ün Millet Mektepleri Başöğretmenliğini kabul ettiği gündür.
Öğrencileri, öğretmenleri, okulu çok seven Atatürk yurt gezilerinde okullara uğrardı. Sınıflara girer, sıralara oturur, ders dinlerdi. Öğrencilere sorular sorardı. Öğretmenlerle konuşur, her yerde öğretmenliğin üstün bir meslek olduğunu anlatırdı.
Atatürk, öğretmenlerin Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda nasıl canla başla çalıştıklarını yakından izlemiştir. Yurdumuzun düşman tarafından paylaşıldığı sırada öğretmenler Öğüt Kurulları oluşturarak halka ulusal bağımsızlık, Ulusal Kurtuluş Savaşı düşüncelerini yayıyordu. Öğüt Kurulları dışında öğretmenler 14 eğitim kuruluşu ile birlikte Milli Kongre Cephesini kurdular. Milli Kongre Cephesi, düşmanların İzmir’i işgal ettikleri günlerde Sultanahmet Mitingini hazırladı. Bu mitingin konuşmacılarından çoğu öğretmenlerdi.
Başöğretmen Atatürk, öğretmenlerin Ulusal Kurtuluş Savaşı’nda gösterdikleri etkinliği hep övmüştür. Atatürk yeni Türkiye’nin yaratılmasında öğretmenlere büyük görevler düştüğü inancındaydı. Çağdaş bir ulus olmamız için eğitimin yaygınlaşması gereğine inanıyordu. Bu nedenle Atatürk “Ulusları kurtaracak olan yalnız ve ancak öğretmenlerdir.” Sözleriyle öğretmene verdiği önemi ve duyduğu saygıyı en güzel biçimde belirtmiştir.
Atatürk’ün 100. Doğum yıldönümü 1981 yılında, 24 Kasımın her yıl Öğretmenler Günü olarak kutlanması kararlaştırıldı.
Öğretmenler Günü’nde öğretmenin toplum içindeki yeri, değeri belirtilir. Öğretmen sorunları dile getirilir. Öğretmenler Günü’nde; eğitime, öğretime hizmet etmiş, saygınlık kazanmış öğretmenler anılır. Gençlerin yetişmesindeki katkıları anlatılır. Mesleğe yeni giren öğretmenler 24 Kasımda Öğretmen Andı içerek göreve başlarlar.
Öğretmen; yapıcı ve yaratıcıdır. İnsan haklarına saygılıdır. Öğretmen özverili, çevreye güven ve inanç veren, içi insan sevgisiyle dolu bir kişidir. Atatürk; “Öğretmenler, yeni nesil sizin eseriniz olacaktır.” demekle öğretmene yüklediği sorumluluğu ve değeri anlatmıştır.
Öğretmenler sevgi dağıtır. İçimizi aydınlatır. Bizi doğruya yöneltir. Bilgili kişiler olmamız için çaba gösterir. Dünyayı tanıtır. Öğretmen her alanda yeniliği, yenileşmeyi savunur. Gerçekleri anlatır. Beceri ve yeteneklerimizin gelişmesine yardımcı olur. Kısaca analar doğurur, öğretmenler yetiştirir.
Bir milletin milli, ahlâki ve kültürel yönden güçlü ve medeniyet bakımından kalkınmış olması öğretmenlerinin üstün çalışmalarına bağlıdır. Milli birlik ve beraberliğimizin teminatı öğretmenlerdir.
Bizleri ham bir madde olarak ele alan öğretmenler, üzerimizde titiz, dikkatli ve sabırlı çalışmalar yaparak bizi şekillendirirler. Duygularımıza, ruhumuza, fikirlerimize ve hayata bakışımıza en güzel desenleri verirler.
Bize doğruyu, güzeli, iyiyi, mertliği, milli duyguları ve Atatürk ilkelerine bağlılığı öğreten öğretmenlerimizdir. Biz onların eseriyiz. Sıhhatini, nefesini, enerjisini, gençlik yıllarının hepsini bizim için harcar.
Reklamlar

Kasım 9, 2010

Atatürk’ü seviyorum / S.Burhanettin AKBAŞ

Filed under: Atatürk'ü seviyorum,S.Burhanettin AKBAŞ — Samurka @ 7:28 pm
Evet, Atatürk’ü çok uzun zamandır seviyorum.
Hatta aklım erdi ereli seviyorum.
Çünkü, kendimle, ülkemle, insanlarımızla, vatanımla, bayrağımla gurur duymamı Atatürk sağladı.
Düşünün, o çocukluk günlerimle Atatürk’ün “Türk’ün atası” demek olduğunu öğreniyorum. O Ata ki, beni tarif ediyor:
“Türk, esirlik kabul etmeyen bir millettir.”
“Ben milletimin en büyük ve ecdadımın en değerli mirası olan bağımsızlık aşkı ile dolu bir adamım.”
Türk’ün karakteri ile Atatürk’ün karakteri aynı çizgide birleşiyor. Benim karakterim de öyle…
Dedelerimiz “Türk’ün ne zaman başı sıkışsa Toroslarda Bozoğlan topuzu gürler.” Derlerdi.
Kurtuluş Savaşında Bozoğlanın topuzu gürledi.
Bütün dünya biliyor ki Bozoğlan, hâlâ Toros dağlarında geziniyor. Tarih tekerrür etse Türk’ün yüce başı yine yerlere eğilmeyecek.


Evet, Atatürk’ü seviyorum.
Çünkü, Türk Milletini onun gibi seven birinin olmasından çok mutluyum.
Türk Milleti hakkında söylenmiş en güzel sözler ona aittir.
Bize adımızla hitap eden iki önderden biridir o.
Bize Türk Milleti diyen Göktürk Hakanı Bilge Kağan ve Atatürk vardır.
Her iki önder de kurdukları devletlere Türk adını verdiler: Göktürkler ve Türkiye.
Atatürk, “Türk Milleti zekidir” derken, Türk’ün övünmesini, çalışmasını ve kendine güvenmesini istedi.
“Ne mutlu Türküm diyene” derken Ziya Gökalp gibi Türklük kavramını kültürel bir olgu olarak öne çıkardı.
Biz o zaman, kendi adımızı açıkça ve gururla söyler olduk.
Ata babalarımız, büyük analarımız hangi boydan gelirsek gelelim, bizim adımızın “Türk” olduğunu ifade ettiler hep. Atatürk de milletimizin adını gururla söyledi ve kendine de “Türk’ün atası” demek olan bir soyadı aldı.
Yeniden bir Türkiye inşa edilmeye başlandı. Öyle kıt imkanlarla öyle güzel ve öyle büyük hamleler yapıldı ki Türk’ün Atası, söylediği her sözün altını doldurdu ve Türk Milletine her zaman güvendi. En zor zamanlarında dahi, Türk Milletine hep güvendi ve bize her zaman umut verdi, ışık oldu.
Atatürk’ü seviyorum evet hem de çok seviyorum.
Atatürk, bizden hep kendisini anlamamızı istedi. Onun fikirlerine doğru gitmemiz gerekiyordu. Onun azmini ve kararlığını görmemiz şarttı. Onun çalışkanlığına ulaşmamız gerekliydi.
Atatürk, ekonomiden, spordan, tarihten söz ettiği kadar resimden, heykelden yani sanattan da söz ediyordu. Türk Milletini geride görenlere inat, o her zaman milletini öne çıkarıyordu.
Türk Dil Kurumunu kurduğu zaman Türk Dilinin ebedi bir dostu olan Atatürk’ü gördük. Türk Tarih Kurumunu kurduğu zaman aslında tarihimizin ne kadar derin kökleri olduğunu keşfettik.
O, bize diyordu ki:
“Kırk asırlık Türk yurdu, yabancı elinde kalamaz. Ülkeniz sizindir, Türklerindir. Bu ülke, tarihte Türk’tü, bugün de Türk’tür ve sonsuza kadar Türk olarak yaşayacaktır. Mevzubahis vatansa gerisi teferruattır. Yurt sevgisi ona hizmetle ölçülür.”
Türk Milletinin geleceğini anlatırken hep “sonsuz, ilelebet, dünya durdukça” gibi zaman kalıplarını kullanıyordu. Türk’ün atası, Türk’ün bekası için çalışıp didinirken gönlünden en büyük yücelikleri geçiren insandı.
Biz Türk Bayrağının dalgalandığı her yerde ne korku, ne keder gördük. Gururla, huzurla, sevgiyle al bayrağın gölgesine sığındık.
10 Kasımlar geldi, bizim muradımız Atatürk’ü anmakla sınırlı kalmadı hiç. Atatürk’ü anmak yetmez bize. Atatürk’ü yaşatmak için buradayız biz.
Çünkü, Atatürk bizden açıkça şunu istemiştir:
“Benim Türk milletine, Türk cemiyetine, Türklüğün istikbaline ait ödevlerim bitmemiştir, siz onları tamamlayacaksınız.”
Öyleyse Türklüğe karşı ödevleri olan bizler, Atatürk’ü yaşatmak için yorulacağız.

“Yorulmadan beni takip edeceğinizi söylüyorsunuz. Fakat arkadaşlar, yorulmadan ne demek? Yorulmamak olur mu? Elbette yorulacaksınız. Benim sizden istediğim şey yorulmamak değil, yorulduğunuz zaman dahi durmadan yürümek, yorulduğunuz dakikada da dinlenmeden beni takip etmektir. Yorgunluk her insan, her mahlûk için tabii bir halettir, fakat insanda yorgunluğu yenebilecek manevi bir kuvvet vardır ki, işte bu kuvvet yorulanları dinlendirmeden yürütür.
Sizler, yani yeni Türkiye’nin genç evlâtları, yorulsanız dahi beni takip edeceksiniz.”
Mustafa Kemal Atatürk, 27 Mart 1933

WordPress.com'da Blog Oluşturun.