SBA Edebiyat 2010

Ekim 13, 2010

Milli Edebiyat

Milli Edebiyat; yirminci yüzyıl Türk Edebiyatı’nın 1908’le 1923 yılları arasında gelişen; İkinci meşrutiyet’in milliyetçilik hareketleri ile başlayan edebiyatımız milli edebiyat adını alır. Bu edebiyat akımı, Cumhuriyet dönemine kadar sürer. Mehmet Emin Yurdakul, Mehmet Akif Ersoy, Yahya Kemal Beyatlı, Faruk Nafiz Çamlıbel vb… şairler şiir alanında; Ömer Seyfettin, Halide Edip Adıvar, Yakup Kadri Karaosmanoğlu, Reşat Nuri Güntekin, Nurullah Ataç, Falih Rıfkı Atay, Memduh Şevket Esendal vb… yazarlar nesir alanında, milli edebiyatımızın en önemli kişileridir. Milli edebiyatımızın en büyük fikir adamı Ziya Gökalp ile Fuat Köprülü’dür.

Milli Edebiyat Akımı, Birinci Dünya Savaşı yıllarında güçlenip yayılarak hemen her türde birçok eser yazılmasına yol açmış; aydınlar ve sanatçılarda izleyecekleri yol için şu ilkeleri kabul etmişlerdir:

1-Dil sade olmalıdır.
2-Ulusal kaynaklara ve yurt sorunlarına eğilmek gereklidir.
3-Şiirde yalnız “hece” ölçüsü kullanılmalıdır.
Bu konuda, Genç Kalemler dergisinin görevi büyük olmuştur.
Milliyetçilik, ulusçuluk, toplumsal yaşamın en önemli olgularından sayılır. Toplumsal yaşamda bireyin gelişmesi, toplumun gelişmesiyle, toplumun gelişmesi bireylerin gelişmesiyle sıkı sıkıya bağlaşıktır.1911’den sonra, milliyetçilik düşüncesi Türk aydınları arasında yayılmaya başlar. Çok geçmeden Genç Kalemler, Türk Yurdu, Yeni Mecmua ve diğer yayımlarla bu düşüncenin sonucu olan Türkçülük, dil ve edebiyatta bir takım haline gelir.


GENÇ KALEMLER

Selanik’te 11 Nisan 1911 de Genç Kalemler dergisinde Ömer Seyfettin’in “Yeni Lisan” başlıklı bir makalesiyle başlayan bu eylem, İstanbul1da ve Türk Milli Edebiyatı’nda hızlı bir gelişmeye neden oldu. Yeni Lisan’cılarda amaç yazı dilinde Türkçe kuralları üstün kılmaktı. Bu çığırın ilk kesin adımını atan Ömer Seyfettin’dir.

Ziya Gökalp, toplumcu görüşlerine, dil anlayışına uygun bulduğu için ancak Genç Kalemler döneminde onlara katılır. Genç Kalemler dergisin yazı kurulu dergide dilcilik konusunda çıkan yazıların özetini “Yeni Lisan” ve “Bir İstimzaç” adıyla yayınlar. Bu küçük kitabı bir mektupla birlikte tanınmış yazarlara göndererek, yazarlardan şu soruları yanıtlamalarını ister:

1-Dil yenileştirmek isteyenlerin dilin doğal gidişini hızlandırmaya yetkileri var mıdır?
2-Bir dil başka dillerden sözcük olabilir; kural da olabilir mi?
3-Üç dilin kurallarında meydana gelme bir dil olabilir mi? Başka deyişle Türkçe’ye Osmanlıca denilebilir mi? Denilmezse dilimizi bu sayrılıktan kurtarmak bizim için bir ödev olmayacak mıdır?
4-Türkçe’yi özleştirmek için şimdiye kadar tasfiyecilerin yaptıkları gibi dilimizde kullanılan Arapça, Acemce sözcükleri atarak Çağatayca’dan, Türkmence’den sözcük almak doğal gelişmeye uyar mı?
5-Dilin arınmasında ve yenileşmesinde Arapça ve Acemce tamlamalar, çoğullar ve eklerin kullanılmamasını temel olarak dilin doğal evrimi için en uygun yol değil midir?
6-Kalıplaşmış tamlamaları oldukları gibi bırakmak menekşe, kavga kalabalık gibi Türkçeleşmiş Arapça ve Acemce sözcükleri söylendikleri gibi yazmak ve onları benimsemek doğru değil midir?

Bu soruları Hamdullah Suphi, Raif Necdet, İzzet Ulvi, Sahabettin Süleyman gibi yazarlar yanıtlamışlardır.

GENÇ KALEMLER DERGİSİ
Genç Kalemler Dergisi, Selanik’te 1911 yılında Ömer Seyfettin, Ali Canip Yöntem, Akil Koyuncu, Rasim Haşmet, Ziya Gökalp ile Fecr-i Ati’cilerden bazılarının katılmasıyla yayın alanına girer. Milli Edebiyat deyimini ilk ortaya atan Genç Kalemcilerdir. Ömer Seyfettin, Ziya Gökalp, Ali Canip Yöntem dilimizin sadeleşmesi için bu dergide şu düşünceleri ileri sürdüler:

1-Bir dil, bir dilden sözcük olabilir ama kural olamaz konuşma diliyle yazı dili ikiliğinin önüne geçmek gerekir.
2-Arap harfleri Türkçe’yi yazmaya elverişli değildir. Dedelerimiz Arapça uygarlığı karşısında kendilerini küçük görerek aşağılık duygusuna kapılmışlar. Arabın dilini ve kurallarını almakta bir sakınca bulmamışlardır.
3-Arapça, Farsça tamlama ve çoğul kuralları hiç kullanılmamalı. Şayet, amma, lakin konuşma diline geçmiş Arapça, Farsça kelimeler kullanılabilir.
4-Konuşma dili, bütün Türkler tarafından anlaşılan İstanbul Türkçesi olmalıdır.
5-Güneş varken şems, ay varken kamer denmemeli. Arapça, Farsça kelimeler halkın söylediği gibi yazılmalı; Kalabalık, harca, menekşe, kavga gibi…
6-Yazı diline yalnız milli dil bilgisi hakim olmalı.

DERGAHÇILAR 

Dergahçılar; 15 Nisan 1921-1923 tarihleri arasında İstanbul’da yayınlanan,42 sayı çıkabilen yazıyla on beş günlük, derginin çevresinde toplananlardır. Sorumlu yönetici Mustafa Nihat Özön’dür. Dergâh’ı çoğu Yahya Kemal’in öğrencisi olan üniversite gençleri çıkarmışlardır.

Dergâhçılar; Yahya Kemal Beyatlı’nın manevi yönetimi altındadırlar. Ahmet Hamdi Tanpınar’ın söylediği gibi: “Dergâh aralarında büyük birlikleri olan yazarların dergisi değildi”. En fazla beraber yaşayan üç büyük rüknü arasında bile Milli Mücadele’nin ve Balkan Savaşı’nın da ardı arkası kesilmeyen felaketler getirdiği siyasi görüş yakınlıklarından zevk üstünlüğünden bir evvelkine karşı tabii aksülamelden, nihayet dil meselesindeki anlaşmadan başka bir bağ yok gibiydi. Yahya Kemal, Haşim ve Yakup o zaman çok dosttu. Bununla beraber üçünün de düşünceleri birbirinden çok ayrı âlemlerde gelişmiştir.” 

MİLLİ EDEBİYAT GÖRÜŞÜ

Ali Canip Yöntem’le, Ömer Seyfettin’in 1911’de Selanik’te yayımlamaya başladıkları “Genç Kalemler” dergisiyle gelişen “Milli Edebiyat” akımı genellikle şu görüşler çevresinde toplanır. Türkçe bağımsızlığını kazanmak, yabancı sözcüklerle kurallar dilimizden atılırken, sadeliğe, yalınlığa gidilmelidir. Yerli, ulusal değerlerimiz işlenmeli, ne Doğu’nun ne de Batı’nın öykücülüğüne düşülmelidir. Ulusal ölçümüz hece kullanılmalı, toplumca sanata gidilmeli, “Sanat toplum için” olmalıdır.

Milli Edebiyat genellikle 1908-1940 yılları arasında edebiyatımızın yaşadığı görüşleri, duyuşları, sanatları kapsarken, memleket gerçeklerini dile getirme yolunu benimser. Türkçülük akımının öncüsü Ziya Gökalp, milli edebiyatın da yaratıcısı sayılır.

ÜÇ ANA KAYNAK

Milli Edebiyat; 1908-1923 tarihleri arasında yoğunlaşmasına karşı, 1940’lara ve daha sonraki yıllara kadar, toplumsal değişimlere uyarak gelişirken, ulusal kaynaklarımıza daha etkin bir yönelme gösterir. Yirminci Yüzyıl Türk Edebiyatı’nın başlarında gelişen Fecr-i Ati edebiyatı’ndan sonra, ulusal kaynaklar dönme düşüncesi doğdu.

Yüzyıllar boyunca, çeşitli fikirlerle şekillerin, kültür emperyalizminin altında gerçek varlığının gösteremeyen Türk Edebiyatı yavaş yavaş tüm olanaklarıyla etkisini duyurmaya başlar. 
Cumhuriyet Edebiyatımızın doğumunu hazırlar. Türk Milli Edebiyatı; 1911-1923 tarihleri arasında gelişen etkileriyle tepkileri bugüne kadar uzanan köklü bir akımdır. Bu akımın üç ana kaynağı, Milli Edebiyatımızın oluşmasını sağlar.

1-Osmanlıcılık, 2-İslamcılık, 3-Türkçülük

OSMANLICILIK

Osmanlıcılık, Osman Gazi’nin 13.yüzyılda kurduğu, Birinci Dünya Savaşı’ndan sonra dağılan Türk İmparatorluğu’na ve bunun uyruklarına verilen Osmanlı sözcüğünden gelir. Osmanlılık ilkesini kabul edenlerin yolu anlamında kullanılmıştır. Osmanlı İmparatorluğu, otuz sekiz ulustan kurulu uyruklar topluluğudur.

Osmanlı İmparatorluğunun kullandığı Osmanlıca; Arap ve Fars kültürlerinin etkisi altında yapısına bu dillerden aşırı derecede sözcük, hatta dilbilgisi özellikleri giren, o dönemin şair ve yazarlarının çoğunca kullanılan Türkçe’ye Tanzimat’tan verilen isimdir.

İSLAMCILIK

İslam, selamdan gelir; Tanrı’ya teslimiyet; Hz.Muhammed’çe kurulmuş ve yayılmış din, Muhammed peygamberin ümmetinden olan kimse, Müslüman, Müslümanlık, İslam anlamında kullanılır. İslamcılık buradan gelir. Pan İslamizm de denilir. Osmanlı İmparatorluğu’nda Osmanlıcılık’tan sonra en güçlü akımdır.

Osmanlığı İmparatoru bütün Müslümanların dinsel başkanıydı. Bu nedenle politika ve dinsel gücü kendinde birleştiriyordu. Düşünce adamları, sanatçılar, hep bu yünde düşünmek ve eser vermek zorundaydılar. Mehmet Akif, özlediği yeni düzeni belli bir ulus için değil, yine imparatorluğun bir başka türlü ifadesi olan “İslam Ümmeti” içinde düşünüyordu. Milliyetçi düşüncelerin babası sayılan Ziya Gökalp bile, ideolojisini hem ümmet kavramına, hemde ırk gibi vatan sınırlarını aşan verilere bağlamakla yine imparatorluk düzeni içinde düşünmüş oluyordu. İslamcılara göre Milliyetçikle, Türkçülük akımlarını savunmakla, İmparatorluğun birliği sağlanamazdı. 

TÜRKÇÜLÜK 

Türkçü; Osmanlı İmparatorluğu’nun son yıllarda Osmanlıcılık, İslamcılık akımları karşısında Türklük duygusunu savunanlara denirken; Türkçülük, Türkçülerin ilkelerine dayanan akım,”Pantürkizm” anlamlarında kullanılmıştır. 20 yüzyıl edebiyatımızı hemen bütünüyle etkileyen Türkçülük akımı, ulusal edebiyatımızın doğup gelişmesini sağlar. Fransız devriminin yarattığı ulusçuluk düşüncesi, Osmanlı İmparatorluğu’ndaki, yabancı toplumları ayaklandırırken, Türk aydınlarını da uyandırır. Genç Kalemler, Yeni Mecmua, Türk Yurdu dergilerindeki yayınlarla Türkçülük akımı Türk dili ve edebiyatında geniş yankılar bırakır. Ziya Gökalp’e göre; “Türkçülük, Türk Milletini yükseltmek demektir. O halde, Türkçülüğün mahiyetini anlamak için, millet adı verilen zümrenin mahiyetini tayın etmek lazımdır.

Reklamlar

WordPress.com'da ücretsiz bir web sitesi ya da blog oluşturun.